Kaydet
a- | +A

Bizim halkımız "sanat"ı ve "sanatkar"ı çok seviyor. Yarı aydınların ve su başlarını tutan sorumsuz kişilerin

"Halk anlamaz!" kıvırmalarına bakmayın; halk, kaliteden çok iyi anlıyor. Bunu geçen Pazar Kadıköy Şehir Tiyatrosunda seyrettiğim "Ahududu" piyesinde enfes bir oyun çıkaran yılların emektar ve cefakar oyuncusu Suna Pekuysal''ı seyircilerin ayakta dakikalarca alkışlamasından ve kulis kapısında onu tebrik edebilmek için yığılmalarından sonra bir kere daha anladım. Pekuysal''ın aynı takdiri kazanmasına daha önceki yıllarda seyrettiğim Lüks Hayat müzikalinde de şahit olmuştum. O zamandan bu yana onun hakkında hep yazmak istedim. Kısmet bugüneymiş.

İki yıldan beri sahnelerimizde "Ahududu" ismiyle şimdi oynanan, korku ve dehşet içinde halkı güldürme gayesi taşıyan oyun, aslında Amerika''lı yazar Joseph Kesselring''e ait."Arsenik ve Eski Dantel" ismiyle 1941 yılında New York''ta, Fuiton tiyatrosunda temsil edilmiş. Daha sonra filme alınarak ülkemizde "Arsenik Kurbanları" adıyla gösterilmiş. Gerek tiyatro, gerek film olarak gördüğü olağanüstü ilgi üzerine eser, Reşiha C. Vafi ve V. Rıza Zobu tarafından yerli tiyatroya uygulanmış. Broklyn''li Brewster ailesi, yerini Beşiktaş''lı Hekimoğlu ailesine bırakmış. Her şey yerli renge bürünmüş.Yönetmen Çetin İpekkaya''nın da katkı ve uyarlamalarıyla ortaya, bütün yabancı unsurlardan sıyrılmış, her şeyiyle bize benzeyen, hemen benimsediğimiz değişik, hareketli ve sevimli bir komedi çıkmış.

Eser, güngörmüş ve iyi kalpli, dini bütün iki ihtiyar kadının (Mürşide ve Şefika)nın yalnızlık çeken insanlara, kendi hazırladıkları (içine zehir karıştırılmış) ahududu likörünü ikram ederek, onları, ebedi kurtuluşa erdirmeleri esprisi üzerine kurulmuş.

İki yıl önce emekli olup oyuna konuk sanatçı olarak katılan Suna Pekuysal, Mürşide tipini o kadar doğal, o kadar başarılı canlandırıyor ki, bununla hayatının oyununu oynuyor diyebilirim. Bu ilgi çekici, sevimli ihtiyar, sahneye ilk çıktığı andan itibaren insanı öylesine sarıyor, öylesine derinden etkiliyor ki tiyatrodan çıktıktan sonra bile zihni ve ruhu uzun süre meşgul ediyor. Onca gülmelerin ardından sanki yakın akrabalarınızdan veya komşularınızdan biriymiş gibi onun için endişelenmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Türk Tiyatrosu şimdiye kadar medya desteği olmadan bulundukları yere tırnaklarıyla gelen çok güçlü oyuncular yetiştirdi. Ben bunlara temel taşları diyorum. Sanat hayatına 1947 yılında Darülbedayi çocuk tiyatrosunda başlayan Pekuysal bunların başında geliyor. Yüzlerce filmde ve bir o kadar da temsilde oynamış. Sayısız ödüller kazanmış. İnatla eskimiyor ve eskimeyi kabullenmiyor.

Daha nice oyunda seyretmek dileğiyle bu büyük sanatkarı köşemde sessiz alkışlarla bir kere daha kutluyor, "Bravo Suna Pekuysal!... Allah sana uzun ve sağlıklı

ömür versin" diyorum.