Siz, siz olun yorgunlukla geçen bir günün akşamında adı "Çirkin" olan bir tiyatro eserini veya filmi görmek için hiç zahmete kalkışmayın. Geçtiğimiz salı akşamı Devlet Tiyatrosu''nda sergilenen bir oyunun galasına gittim. Adı "Çirkin"di. Günüm çalışmakla ve okumakla geçmişti. Zihnen kendimi çok yorgun hissediyordum. Hava yağmur sıkıntısı içindeydi. İstanbul trafiğinin en yoğun olduğu saatlerdi. Oyuna güç bela yetişebildim. Oturduğumda bedenim ve ruhun daha beter yorgun düşmüştü. Ahmet Sömer isimli aktörün tek başına gerçekleştirdiği oyun, hareketten yoksun bir monologtu. Toplum dışına itilmiş bir hilkat garibesinin trajik durumunu yansıtmaya çalışan sızlanışları birbuçuk saat dinlemeye çalıştım. Oyunu "Toplumun katı önyargılarına, acımasızlığına ve kör inançlarına karşı umarsızca savaşan insanın hal tercümesi" diye takdim eden kitapçıkta şöyle diyordu: "Sizler, bu oyunun seyircileri, yaşantınızın herhangi bir anında, herhangi bir özelliğinizden, tercihlerinizden, zaafınızdan, görünümünüzden ya da kimliğinizden ötürü hiç aşağılandığınız, toplumdışı ilan edildiğiniz oldu mu? O korkunç yalnızlığı hiç hissettiniz mi? İşte Çirkin, bize bu soruları soruyor. Onun çaresiz yalnızlığını, ölümcül ıstırabını ve isyanını hissedeceğinizi umuyoruz." Kusura bakmayın ama beyler, şehrin karmaşasından kopup gelen seyircinin böylesine monoton, sürekli ıstırabı sayıklayan oyundan (!) sonra vicdan muhasebesi yapacak hali bile kalmıyor. Öylesine kafası karışıyor, ruhu bunalıyor. Üstelik, birbuçuk saatlik bir süre içinde dikkatleri hep bir noktada uyanık tutmak insan bünyesine aykırı. Seyirci tiyatroya işkence çekmek için değil, biraz da ferahlamak için gidiyor. Devlet Tiyatroları repertuar kurulu eser seçiminde şehrin karmaşasından kopup gelen seyircinin tahammül sınırını göz önünde bulunduruyor mu acaba? Oyunlara tiyatronun kendi elemanları bile isyan ederken seyirci ne yapsın? Şimdi seyircinin de protesto biçimi vardır; o da kalkıp gitmektir, niye kalkıp gitmedin diyeceksiniz? İyi de, bir kere perde arası yoktu. Üstelik rolüne sımsıkı sarılan aktör öylesine canla başla oynuyordu ki sanata saygı, emeğe saygı ve dikkatlerini eserde yoğunlaştırmış seyirciye saygı kalkmamı engelledi. Bittiğinde geniş bir soluk aldım. Ama böyle mi olmalıydı? Ele alınan tema daha sağlıklı bir oyun çerçevesi içinde işlenmiş olsaydı, kitapçıkta söz konusu olan soruları kendi kendime sorar, bir çeşit vicdan muhasebesi yaparak tiyatro seyretmiş olmanın gereğini yerine getirirdim. Ama ben ne yaptım? Dışarda şakır şakır yağan nisan yağmuruna aldırmadan kendimi can havliyle sokağa attım.
Edebiyat Dergisi Yayınları: Nuri Pakdil''in kendine özgü üslubuyla yazdığı kitaplar Edebiyat Dergisi Yayınları arasında yayınlandı: Çarpışan Sesler, Osmanlı Simitçiler Kasidesi, Kalem Kalesi, Klas Duruş, Bir Yazarın Notları
(Yazışma Adresi: Edebiyat Dergisi Yayınları, PK.50 06581 Bakanlıklar/Ankara)

