Kaydet
a- | +A

Deprem konusuna ve depremzedelere karşı en duyarlı köşe yazarlarından biri olan Emin Çölaşan''a, Hazal Engin isimli bir okuyucusu gönderdiği mektupta 17 Ağustos gecesi saat: 03.02''de Türkiye''de herkesin bir dakikalık saygı duruşunda bulunmasını teklif ederek Çölaşan''dan bunu desteklemesini istiyor.

Çölaşan da bu teklife büyük bir samimiyetle destek veriyor ve Pazar günkü yazısında ayrıca şunları teklif ediyor:

"17 Ağustos günü Türkiye''nin her yerinde anma törenleri tertiplenmeli.

Camilerde mevlidler okutulup dualar edilmeli.

Büyük kentlerin meydanlarında günün anlamına uyan konserler düzenlenmeli.

Çürük yapıları halka satanların, düzensiz imar planları yapanların, depemzedeleri kalıcı konutlara yerleştiremeyen yetkililerin kulakları çınlatılmalı.

O gece bütün eğlence yerleri kapatılmalı."

Bu insani ve vicdani tekliflere destek vermemek mümkün değil. Gerçekten, o gün, kırkbeş saniye içinde kaybettiğimiz güzel insanlarımızı toplu bir şekilde anmak, dualar etmek insanda kaybolmaya yüz tutmuş vefa duygusu adına vicdani bir borçtur.

Biricik kızını trafik kazasında kaybeden Boray Uras, yeni trafik yasasının çıkarılması için yürüyüşe geçip nasıl yüreğindeki acıyı hayırlı bir gayrete ve sevgiye dönüştürüyorsa biz de 17 Ağustos''u vicdani aydınlanmanın başlangıcı olarak kabul edip her yıl, evet her yıl bu tarihte, insan olarak neler yaptığımızın, ne kadar ilerlediğimizin, görevlerimizi ne ölçüde yerine getirdiğimizin muhasebesini yapmalıyız.

17 Ağustos''lar vefada, şefkatte ve sevgide buluştuğumuz, tek yürek olduğumuz; özeleştiri yaparken hatayı önce kendimizde aradığımız bir manevi diriliş ve tefekkür günü olmalı.

Senede bir gün, bütün eğlencelerimizi, barlarda, diskolarda kalça tokuşturmalarını, "dünyaya bir kere geldik" çılgınlıklarını bırakalım, nemelazımcı havasından çıkalım. Kaybettiğimiz güzel insanların anılarını, yeniden yapılanmamızın temel taşı yapalım. Birbirimizle kucaklaşalım; birbirimizin ıstıraplarına, düşüncelerine, duygularına kulak verelim; "insan" oluşumuzun doyumsuz zevkini yaşayalım.

Siz ey medya yöneticileri!

Siz ey köşe yazarları!

Ey sivil toplum örgütleri!

Ey valiler!

Ey belediye başkanları!

Ey sevgili okuyucular!

Bu teklifleri yürekten...

Destekler misiniz?