Medya destekli birkaç popülist çıkışa, yayınevi cinliklerine dayanan "çok satan kitaplar" reklamlarına bakmayın. Ülkemizde edebiyat alanı çorak.
Okuyucu sayısı tahmin edilenden az.
Ezberci eğitimin kafası yorgun gençliğine bir türlü okuma sevgisi aşılanamıyor. Popülist yönlendiriş hedefleri gittikçe artan maç merakı, pop müzik ve bilgisayarda chat...
Arz ve talep dengesizliği yazarı kısır bir döngüye sokuyor.
Daktilo ve bilgisayar arasında kalakalmış. Hevesi kırgın, ruhu yorgun ve imkanları kısıtlı...
Küreselleşmeye yelken açmış dünyanın gidişatını, akıl almaz boyutlarda gelişen teknolojinin insan hayatına getirip götürdüklerini yeterince kavrayamıyor.
Eski programlarla yüklü kafası "yeni"yi ve "değişim" olgusunu tam olarak algılayamıyor. Sihirli bir dokunuşla her şeyi ve dünyayı değiştirme hülyaları kurarken farkında olmadan kendi ekseni etrafında dönüyor.
"Yeniden yapılanma" ihtiyacı kurumları zorlarken yazar, yeniden yapılanamıyor. Hâlâ (hep rüyalarında yaşattığı şekilde) bağımsız ve özgür düşünemiyor. Olağanüstü hıza ayak uydurup da toplumun önüne geçemiyor. Postmodern zamanlarda sınırlarının dışına çıkıp egemen bir güçle elden kayıp giden insan gerçeğini yakalayamıyor; bu karmaşık ve başdöndürücü dönemde insan''ın neye ihtiyacı olduğunu anlayamıyor. Sığındığı kaleler zamanın toplarıyla dövülmüş, hedefleri zamanın şartlarıyla yok edilmiş...
Yazar, çağa ha yenik düştü, ha düşecek...
Oysa, sanal gerçekliğin egemen olacağı artık kesinkes anlaşılan müphem gelecekte ürpertici bir yalnızlığa sürüklenen insanoğlu, yalnızlığın kör karanlığında edebiyata; edebiyatın yolunu aydınlatacak ışığına, sunacağı dayanaklara, hangi şekilde olursa olsun uyandıracağı umutlara ihtiyacı var.
Edebiyat dendiğinde mevcut duruma, işi her devirde zor olan çilekeş yazarın girdiği çıkmaza bakıp duyduğum efkar beni nerelere götürüyor. Oysa konum başlıktan da anlaşılacağı üzere Edebiyat Müzesi idi. Nerden nereye...
Geçen yazılarımın birinde kültür ve sanat hayatımızı taçlandıran, şimdilerde unutuşların kör karanlığına gömdüğümüz çilekeş yazarlarımızın hatıra eşyalarının, eserlerinin ve onlarla ilgili belgelerin sergileneceği bir edebiyat müzesine ihtiyaç olduğunu; böyle bir müzenin kurulmasına Kültür Bakanlığı''nın öncülük etmesi gerektiğini yazmıştım.
Aynı ihtiyacı hisseden TYS, elini çabuk tutmuş, edebiyat müzesi kurmak için Kültür Bakanlığı''ndan yer tahsisi talebinde bulunmuş. Kültür Bakanı İstemihan Talay da, derhal Yıldız Sarayı Arabacılar dairesinin bir katını kendilerine tahsis etmiş. Şimdilerde sendika yönetimi yerleşme hazırlıkları yapıyorlarmış.
İyi de. Müzede yer alacak yazarların seçimi hangi kriterlere göre yapılacak. TYS, büyük bir ihtimalle işi kendi üyeleriyle sınırlı tutacak. Ya üye olmayanlar? Ya ömrünü edebiyata vakfetmiş bağımsız yazarlar?
Diyeceğim, konu sendikalar ve derneklerüstü tutulmalıydı. Bir Edebiyat Müzesine yüzbin kere evet ama ayrımcılık yapmadan, bu ülkenin kültür ve sanatına hizmet etmiş ölü veya diri sanatkarlar arasında hakkaniyet ölçüsünde dürüst bir seçim yaparak...
Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay, tahsisi yaparken acaba bu hususu geniş bir perspektif çerçevesinde düşündü mü?

