Kaydet
a- | +A

Genel Yayın Müdürümüz Kenan Akın, pazar yazılarının birinde "Şakir Paşa Ailesi" isimli bir kitaptan bahsediyordu. Bir sohbet sırasında bana da okumamı tavsiye etti. Doğduğum ay olan "Eylül"ü karşılamak, bana ilham edeceği yeni manaları yaşamak üzere Kemer''e giderken bu kitabı yanıma aldım.

Şirin Devrim''in kaleme aldığı eser, yakın tarihimizin ilginç anılarıyla dolu. Halikarnas Balıkçısı ile ilgili pasajlar mesleğim gereği özellikle dikkatimi çekti. Gençliğinde fırtınalı bir hayat yaşayan, Akın''ın da yazdığı gibi babasını öldürmesi olayı bu esere rağmen vuzuha kavuşmamış olan Cevat Şakir, bir yazısından dolayı İstiklal Mahkemesi''nde yargılanıp Bodrum''a sürülür. Burada kiraladığı evin avlu kapısını açtığında karşılaştığı harikulade manzaranın çarpıcı etkisiyle hayatında yeni bir dönem açan ruh dönüşümünü, sanki yeniden doğuşunu şu satırlarla anlatır:

"Heeyy! Açılan kapı, birdenbire gözlerime ve gönlüme açık denizleri, kıyı ve adaları verdi.

Çocukluktan beri ilk defa çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlayarak kapıya dizüstü çöktüm. Şiddetle hayret ettim. İçimde hayranlık! Gönül açıklığı! Şükran! Kıyamet kopuyor. Parmaklarımı yosunlara, kumlara daldırdım. Güzel dünyanın kumlarını, deniz çakıllarını, yosunlarını sanki inci, pırlantaymışlar gibi yüzüme, gözüme sürdüm.

Bâbıâli yokuşunun boyunduruğuna vurulmuş olan Cevat, boş bir kalıp olarak yerde yığıladururken onun ortasında -içinde sanki bir milyar kuş sevinçle cıvıldaşarak- Halikarnas Balıkçısı irkilip dikilmeye koyuluyordu. Yerde bir kalıp kalıyordu. Onun içinden başka bir insan kalkıyordu.

Avluya seğirttim. Kuyudan kova kova su çektim. Kovalar dolusu suları cömert cömert kayrak tuşlarına savurdum. O dakikada birisi karşıma çıkıp da; yahu sen deli misin? Bu suları niye savurup duruyorsun böyle dese mutlaka ben adama deli midir diye bakar; görmüyor musun, gönül suları bunlar, elimden şimdi avluya savurmak geliyor. Taşlar sulara kansın, elimden gelse ta göklere, yıldızlara savuracağım; serin serin, gözleri açılsın da neşeyle gülsünler yollu gönül cevabı verirdim."

Gel de evrenin bir ruhu olduğuna, tabiatın şifa sunucu gizemli etkisine inanma! Beldibi koyunun ipeksi sularında yüzerken Beydağlarına baktığımda ben de buna benzer bir ruh macerası yaşadım. Bunaltıcı sıcakların etkisiyle kavrulan şehrin karmaşasından, trafiğinden, deprem senaryolarından, bir cangılda yaşıyormuşcasına insanların gittikçe vahşileşmesinden yorgun düşen yüreğim, Kemer''in olağanüstü güzellikleri karşısında bütün yükünü zaman boşluklarına atıp son derece hafiflemiş bir halde, kuş kanatlarına konarak engin ufuklara doğru havalandı. Yeni yeni ilhamlar, umutlar, sevinçlerle sarmaş dolaş olmuş müspet düşünce ve duygularla doldum taştım. Tabiat ananın anlamlı bir parçası olduğumun farkındalığı içinde, herkesle ve herşeyle birlikte sonsuzluğa doğru akışın derin hazzını duydum. Ve güneş, kimbilir kaç şaire ilham vermiş Beydağlarının ardına çekilirken: "Ey tabiat, sen nelere kadirsin! İnsanı gaflet uykusundan uyandırır, gönül vadilerinden gürül gürül ırmaklar akıtırsın" diye haykırmak geldi içimden...

Hemen hemen her "eylül"de olduğu gibi bu "eylül"de de yeniden doğmuştum açıkçası...