Gülmek üzerine ne demiş şair, hatırlamaya çalışalım;
Gülmek, yaklaşımdır bir öbür kişiye
İki kişiyi bir anda döndürür bir kişiye Geçen yazılarımdan birinde ABD Başkanı Clinton''ın "küresel gülüşü"nün yorumunu yapmaya çalışmış, bu gülüşün olağanüstü etkisini vurgulamıştım. Olanlar hem değerli şair Özdemir Asaf''ı, hem de beni haklı çıkardı. Işıltılar saçan bir auraya sahip olan Clinton kolay kolay hiçbir lidere nasip olmayacak şekilde, yaralı ve çileli Türk halkının gönlünü fethetti. Bu fetih, Başkan''ın depremzedeleri ziyaretinde halkın yoğun sevgi gösterileriyle özellikle Clinton''ın küçük Erkan''ı kucağına alıp okşamasıyla resmedildi. Halkın, Clinton''a ilgisi bazılarının dediği gibi sadece uzak ve zengin bir akrabanın gücünden; yine bazılarının yorumladığı şekilde genç liderlere duyulan özlemden kaynaklanmıyor. En büyük etken, Clinton''ın insani yönü ve yaklaşımı. Düşünebiliyor musunuz, olağanüstü güvenlik tedbirleri ve binlerce korumayla korunan lider, halka bir dokunmalık mesafede; insanlarla yanyana ve içiçe. Üstelik kibirsiz, sıcak ve duygusal... Yüzünden eksik etmediği gülümseyişi yapmacık ve politik amaçlı değil; içten ve samimi. Bu gülümseyiş, ancak içi gülen, insanları gerçekten seven; onların dertleriyle yakından ilgili, şefkat ve merhamet sahibi insanlara has bir gülümseyiş... Türk halkı engin önsezisiyle bu gülümseyişi tanıdı. Clinton''da özlediği lider tipini gördü. Daha önemlisi liderdeki "insan"ı hissetti. Onun için yapmacıksız, riyasız, siyasetsiz, içten bir sevgi gösterdi. Onu gerçekten içlerinden biriymiş gibi bağrına bastı. Bu tablo, bizim devlet adamlığına soyunan siyasilerimiz için çok iyi okunması, ders alınması gereken bir tablodur. Türk halkı, kendisine hep tepeden bakan, kendisine Kaf dağı kadar uzak olan, kendini beğenmiş, bencil, çapsız, boyutsuz, abus çehreli liderlerden bıktı. İlgisizlikten kendi haline terk edilmelerden, aldatılmalardan, sürü muamelesi görmekten saygısızlıktan ve sevgisizlikten usandı. Şimdi kaliteyi gördü. 21. yüzyıla damgasını vurmaya kalkan bu ülkenın saf, temiz, gerçekten en iyi idareye layık olan insanları, artık acilen ve şiddetle yüreği şefkat ve merhametle dolu, çalışkan, birikimli, kendisine kendisi kadar yakın, afrasız, tafrasız; içinin güzelliğini parıltılı gülümseyişlerle sergileyen, Türkiye''yi parlak ufuklara götürecek, açık, samimi ve genç liderler istiyor.
ALİ KIRCA AÇIKLASIN Prof. Ahmet Taner Kışlalı''nın hunharca katlinden sonra radyo ve televizyon kanalları spikerlerince "katil" kelimesi yine a seslisi kısaltılarak telaffuz edildi durdu. Okuyucularım hatırlayacaklardır, bu konu üstünde daha önce yazmış, ayrıntılı açıklamada bulunmuştum. Aynı yanlış telaffuza yılların deneyimli spikeri Ali Kırca''da da şahit olunca, daha önce yazdıklarımı özetle tekrarlama gereğini hissettim. Aslen arapça olan ve "katl" kökünden türeyen "katil", adam öldüren kimse demektir. Faili meçhul derken, fail kelimesinin nasıl "a" seslisini uzatarak söylüyorsak, katil kelimesini talaffuz ederken de "a" seslisini uzun olarak söylememiz gerekiyor. Bu kelimedeki sesli kısaltmasının hangi kaygıyla yapıldığını bilmiyorum. Ha, Türkçe''ye yerleşmiş olan uzun sesleri kaldıralım diyorsanız, mahir, adil, katip, sakin, kahin gibi kelimeleri nasıl telaffuz edeceksiniz? A''ları kısalttığınızda ortaya çıkan, azınlık Türkçesi olmaz mı? Spikerlerin duayeni, TRT kökenli sayın Ali Kırca''dan açıklama bekliyoruz.

