Kaydet
a- | +A

Bir resim salonunda cereyan eden tatsız bir tartışma sebebiyle Hülya Avşar, bir olay haline geldi. Bugünlerde her yerde o konuşuluyor, tartışılıyor, yazılıp çiziliyor. Kendisine veryansın edenlerin sayıları bir hayli fazla.

Avşar, haliyle bu durumdan müthiş rahatsız.

Hürriyet Gazetesi''nde kendisiyle yapılan bir mülakatta entellektüellerin kendisini protestolarından şikayetle, "Benimle sorunları ne?" diyor.

Müessif sergi tartışmasında bir espri dolayısıyla

tepeden bakıcı

bir tavırla yaklaşıp müdahalede bulunan profesöre kendisini savunma amacıyla kullandığı ağız çirkindi. Bunu ilkönce belirtmem gerekiyor.

Daha önce kendisiyle ilgili bir yazımda Avşar''ın çok yetenekli, çalışkan ve başarılı bir iş kadını olduğunu yazmıştım. Ben herkesin işini en iyi biçimde yapmasını savunuyor ve yapanları takdir ediyorum. Şarkıcıysa şarkıcı, köfteciyse köfteci, avukatsa avukat... Temel şart, en iyisi olmak!

Avşar kızının on parmağında on marifet. Hepsinde de yıldız. Sistemin kurallarına göre oynuyor; reklamsa reklam, sansasyonsa sansasyon, hepsinden yararlanmasını biliyor. Paranın aslanın ağzında olduğu bu kördöğüş ortamında kazanmasını beceriyor. Dolayısıyla Hülya Avşar''ı küçümsemeyi kabullenmiyorum. Ama bu, onu her yönüyle beğenmek anlamına gelmiyor.

Şımarıklığını, bazılarına tuhaf gelen ölçüsüz tavırlarını, esprilerini kendine özgü bir renklilik olarak görüyor, bunları popülist sahne kültürü çerçevesinde değerlendirerek hoşgörüyle yaklaşıyorum.

Ama Avşar''da kabullenemediğim bir şey var.

Sivri dili... Zaman zaman ağzından çıkanları kulağının duymayışı... Birisi ayağına basmaya görsün açıyor ağzını, yumuyor gözünü...

Hani bülbülün çektiği dili belasıdır derler ya, bana kalırsa o da ne çekiyorsa bir türlü zaptedemediği bu dili yüzünden çekiyor. Onun için öfke baldan tatlı ama keskin sirke küpüne zarar veriyor.

Şimdilerde öfkesinin üzüntüye dönüşmeğe başladığını hissettiğim Hülya Avşar, kendisini eleştiren bütün aydınlarla karşı karşıya

gelmeye hazır olduğunu söylüyor ama ben bunu tavsiye etmiyorum.

Öğretmenler haftasının yaklaştığı şu sırada bir öğretmen olarak (tabii kabul ederse) kendisine bir ev ödevi vermek istiyorum. Yunus Emre''ye ait aşağıdaki mısraları sindire sindire okusun ve bunları (okul sıralarında hatıra defterlerine yazdığımız gibi gerçekten sarp ve dikenli) hayat yolunda kendine rehber edinsin:

Söz var kılar kaygıyı şad, söz var kılar bilişi yad

Eğer horluk, eğer izzet her kişiye sözden gelir

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz

Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini sekiz uçmak ede bir söz