Kaydet
a- | +A

Türkiye''deki insan manzaralarının fotoğraflarını çekmek ve bunları zihnimin arşivinde bir düzen dahilinde sıralamak istedim.

Önümde bazı gazetelerin hafta sonu çıkan dergileri... Parlak kuşe kağıtlara özenle ve rengarenk basılmış baldırı çıplak dişilerin çeşitli pozlarda fotoğrafları... Kaçamak pozisyonlarda genç erkekler... Kim, kiminle dedikodularını içeren resim altları... Hayasız ilişkileri yorumlayan yazarı meçhul köşeler... Hasılı, "Neremi... Neremi" seviyesizliğinin uzantıları...

Televizyon kanallarına bakıyorum; mantar gibi biten yeteneksiz, birikimsiz sözde pop sanatçıları... Onların "küçük"leri, "minik"leri, "bücür"leri... Sanat adına ahkam kesmeleri, vıcık vıcık laubalilikleri, "şimdi sizden bir şarkı dinleyelim" girizgahının ardından olmayan seslerle söylenen sözüm ona şarkıları... Hele en son kasetlerini çıkarmışlarsa sari hastalık gibi bütün kanallara yayılan görüntüleri, vıcık vıcık röportajları... Bir garip düzenin (seyirci olarak hiçbir şeyin farkında olmadığımız sanılan) oyunları... Sivriltilenlerin (buna küçükleri, minikleri, bücürleri de dahil) kazandıkları trilyonların dökümü, sosyetede dolanışları... Daha fazla trilyonları olanların gecelerinde, düğünlerinde başlarından boca edilen, çevrelerinde kıvrım kıvrım savrulan dolarlar... Cıvık programlarda süper yıldız diye gözümüze gözümüze sokulanların "yalaka" muhabbetleri...

Bir yanda sorunlu gençlik... Onların okumaya omuz silkişleri... Sevgisiz bir dünyada "sevgi"yi yanlış yorumlayışları, ölmeleri, öldürmeleri... Marka tutkunlukları, uyuşturucu bağımlılıkları, kısa yoldan köşeyi dönme; sekmeden uçma merakları...

Öte yanda Dr. Oktar Babuna ve diğer lösemilileri kurtarabilmek için kan bağışında kuyruklar oluşturan insanlar, özveriyle çalışan doktorlar, hemşireler...

Sokak çocuklarını kurtarmaya çalışan gönüllüler, her konuya duyarlı yaklaşan, yardımlaşmada yarışan dernekler... Hayvanların katliamına ağlayanlar...

Tayfun Talipoğlu''nun o kendine özgü şiirsel anlatımıyla tanıttığı, evlerimize konuk ettiği Anadolu''muzun ilgi bekleyen, sevgi bekleyen kanaatkar, güzel ve sıcak insanları...

Eyüp Sultan''ın manevi ikliminde, inancın derin sükuneti içinde dua eden müminler...

Barlarda, meyhanelerde tütsülenmiş kafalarıyla "Ne olacak bu memleketin hali" tartışmasına girişen, gerçeklerden uzak, halktan kopuk; Batı hayranı enteller...

Bunlar kelimelerle bir çırpıda tesbit ettiğim Türkiye''deki insan manzaraları... Hepsi Türkiye''yi (en çok) sevmekte iddialı...

Ama bir manzara var ki zihnimin arşivinde bütün fotoğrafların üstünde yer alacak; hepsini kaplayacak...

Levent Camii''nde yine bir şehidimizin namazı kılınmış... Çevrede "şehitler ölmez, vatan bölünmez!" sesleri...

Anne, baba halktan insanlar... Son derece bitkin ve acılılar. Ana, uzatılan mikrofona: "Mutluyum, oğlum vatan için şehit düştü!" diyor. Baba: "Askerde bir oğlum daha var. Gerekirse o da Türkiye için feda olsun!" diyor. İçim titriyor!

Kılık-kıyafetleri basit; sıradan görünümlü bu insanlar... Öylesine büyükler ki, bir anda her şeyin ve herkesin üstüne çıkıyorlar.

Bence Türkiye''yi (en çok) seven, memleketin gerçek sahibi onlar!