Kaydet
a- | +A

Marmara''da deprem olacak söylentilerinin yayıldığı günlerin birinde Tiyatro İstanbul''un hazırladığı "Sylvia"isimli oyunun galasındaydım. Hemen yanımdaki koltuklarda Kandilli Rasathanesi Müdürü Ahmet Mete Işıkara ve eşi oturuyordu. Işıkara''nın salona girişiyle büyük bir memnuniyet (isterseniz

güvence diyelim) duyan konuk seyirciler duygularını alkışla ifade ettiler. Medya mensupları hemen Işıkara''nın etrafında toplandılar. "Deprem olacak mı?" ağırlıklı soruların ardından kameralar çalışmaya, flaşlar patlamaya başladı. Işıkara, her zamanki mütevazılığı içinde daha önce söylediklerini tekrarladı. "Depremle yaşamağa hazırlıklı olun, depremle yaşamağa alışın! Bu arada normal yaşantınızı sürdürün!" Ve ardından ilave etti: "Onca ağır çalışmaya rağmen sırf

örnek olmak için ben de tiyatroya geldim."

Oyun öncesi, beş dakikalık süre içinde yaptığımız sohbette Işıkara''ların deprem psikozu içinde olan İstanbullu''ların yoğun ilgisinden, vakitli vakitsiz gelen "Deprem olacak mı? "telefonlarından bir hayli bunaldıklarını farkettim. Eşi, huzurlarının ardından sağlıklarını da kaybetme durumuna geldiklerinden şikayetle; "Olacaksa olur, ne yapalım! Allaha bir can borcumuz var." diyerek bir noktadan sonra tevekkül olmak gerektiğini ima ediyordu.

Daha sonra Işıkara güvencesinde A.R.Gurney''in yazdığı, Gencay Gürün''ün yönettiği Sylvia oyununu seyre koyulduk.

İlk başta evinde köpek besleyenleri ilgilendirir gibi gözüken oyun, aslında herkesi ilgilendiren, sevgisiz yaşamanın hayatımızı ne kadar kurulaştırdığını, monotonlaştırdığını anlatmağa çalışan çok anlamlı ve ustaca yazılmış bir sevgi hikayesi. Gencay Gürün, yönettiği oyunla ilgili şunları söylüyor: "Hem hayvanseverlere hitap ederek hem de onun ötesinde sevgi temasını çok yoğun işleyen bir oyun. Oyundaki Sylvia bir köpekten öte. Sevgi boşluğunu dolduran bir canlı o, evlatlık da olabilir."

Sylvia rolünde oynayan, Ankara Devlet Tiyatrosundan İnci Tükay, sergilediği müthiş performansla büyük takdir aldı. Nevra ve Metin Serezli, her zamanki gibi zirvedeydiler.

Oyunu büyük bir keyif içinde seyrederken çok güldük, çok eğlendik, çok duygulandık, çok da düşündük... Eh, seyirciyi böyle duygudan duyguya taşıyan oyunları bulmak da bir hayli zor hani! Sevenlere ve sevemeyenlere hararetle tavsiye ederim.

Çıkarken Işıkara''lara veda ettiğimde baktım onların da yorgun ve gergin halleri gitmiş, yüzlerini rahat ve sıcak bir gülümseyiş kaplamıştı. Oyun sonrası verilen kokteylde sohbetlerin ana konusu "sevgi" idi.

Her yerde, her şeyde sevgiye olan ihtiyaçdan ve sevginin olağanüstü gücünden bahsediyoruz.

Ama ne gariptir ki en az duyduğumuz, en az gösterdiğimiz ve en az bulduğumuz şey de "sevgi".

Öyle değil mi?