Kaydet
a- | +A

Anneler Günü''nde ben ne radyo dinlerim, ne televizyon seyrederim, ne de gazetelerde kutlamalarla ilgili haberleri okurum. Kendi dünyama çekilir, kendi içime kapanırım.

Annemi üniversiteyi bitirdiğim yıllarda kaybettim. Bir sabah vakti balkonda karşılıklı konuşurken ansızın geldi ölüm. Hani kuş gibi uçtu gitti derler ya, bir saniye içinde, gözlerimin önünde ebediyete göçüverdi hayatımın en aziz varlığı, o canlar canı...

Ölümle böylesine yakın ilk tanışıklığımdı bu.

Ne al kanatlı azraili gördüm, ne göğüste hırlamayı işittim.

Sadece annemin gözlerini şöyle bir baydırarak birden algılayamadığım bir hızla sonsuzluğa kayışını farkettim.

Ölüm korkunç değildi ama ayrılığın koru dağlar gibi ezdi beni. Ömür boyu sürecek özlemin ağırlığı çökertti yüreğimi... Günler boyu gözyaşlarım sel gibi aktı. Nereye gitsem, kiminle konuşsam avunamadım. Küçük çocuklar gibi annemi sayıkladım durdum. Kütüphanemin başına çöktüm. Teselliyi birbiri üstüne devirdiğim kitaplarda aradım. Bazen bir cümle dayanağım oldu, bazen bir kelime tutunduğum dal... Mecnun''un çöllerde Leyla''yı arayışı gibi ölümün manasını araştırmaya başladım. Yunus''u tanıdım, Mevlana''ya daldım...

Ayrılığın dikenli yollarında, yalnızlığın zifiri karanlıklarında Mevlana can dostum oldu, Yunus yoldaşım... El ele verdiler, bana yaşamanın da ölümün de manasını öğrettiler.

Eskiler söylerler; insan, bir sevdiğini kaybedince yüreğinde kırkbir çıra birden yanarmış. Geçen her günde bir çıra sönermiş. Kalan bir çıra ise, ömür boyu yanar dururmuş... Gerçekten öyle! Zaman nelere kadir! Gün değil ama geçen yıllarla birlikte gerçekten kırk çıra söndü gitti. Bir daha gülmem, eğlenmem, kolay kolay yiyip içmem sanıyordum. Zamanla güldüm de, eğlendim de, yiyip içtim de...

Ama o kırkbirinci çıra var ya... O, hiç sönmüyor!

Bazen dayanılmaz bir özlem oluyor; sönmüş bütün çıraların ateşini benliğinde toplayıp yüreğimi dayanılmaz bir şekilde kavuruyor.

Bazen ince bir hüzün oluyor, birisi, birileri annelerinden bahsettiğinde her yanımı ince ince sızlatıyor.

Bazen yalnızlık oluyor, en kalabalık ortamlarda bile birden beni çekip ıssız adalara atıyor.

En anlamlısı (içi aydınlık anneme yaraşır biçimde) yolumu aydınlatan bir ışık oluyor. Bunaldığımda, ne yapacağımı şaşırdığımda, dost bildiklerin hançerleriyle yaralandığımda, zorluklarla mücadele için güç bulamadığımda içimi, dışımı her yanımı aydınlatıyor... Güçse güç, teselliyse teselli, çareyse çare; ihtiyacım neye ise beni o tarafa yöneltiyor.

Belki kırkbirinci çıra, ölümle kaybettiğimiz sevdiklerimizin içimize sonsuza dek yerleşmesi demek oluyor, kimbilir!..