Bilmem siz de benim gibi (onca kavurucu sıcaklarına rağmen) yaz günlerinin sere serpeliğini, aydınlığını, cıvıltısını, yeşilliğini arıyor musunuz? Denizlerin, yaylaların, kırların, ormanların özlemi içinizi şimdiden sardı mı?
Aslında en güzeli bütün mevsimleri sindire sindire, tadını çıkararak yaşamak... Hani bir zamanlar bir sunucunun hava raporunu verdikten sonra: "Dışardaki hava nasıl olursa olsun, yeter ki sizin havanız iyi olsun!" dediği gibi... Ama gelin görün ki hava kurşunileşip yağmurlar bastırınca, ister istemez eve kapanıyor, gazetelere, dergilere, özellikle televizyona daha bir dalıyorsunuz. Şok haberlerle sarsılıyor, akıl almaz soygunlar, yolsuzluklar, kavgalar, cinayetler ve terör olaylarıyla ölüp ölüp diriliyorsunuz. Siz, içinizdeki iklimi istediğiniz kadar ılıman tutmağa çalışın, daha bir ağırlaşan ve kurşunileşen gerçekler altında ezilmekten; dolayısıyla öfkelere, sıkıntılara, isyanlara teslim olmaktan kendinizi kolay kolay kurtaramıyorsunuz. Ummadığınız isimlerin toplumu hep aşağı çeken ahlaksızlık batağının bir uzantısı olduğunu öğrendikçe "Sen de mi Brütüs?" sayıklamaları içinde şaşkınları oynuyorsunuz. Kısacası, etrafınız kurşuni gerçeklerin çirkinlikleriyle sarıldıkça siz, bunlardan kendinizi soyutlayıp içinizde bir mutluluk iklimi oluşturamıyorsunuz. Bu, aslında doğal bir sonuç. Çünkü, insan toplumsal bir varlık. İçinde yaşadığı toplum düzenliyse, mutluysa insanın da kendi iç düzenini ve mutluluğunu koruması mümkün. Değilse, dayanma bir noktaya kadar... Şöyle bir çevreme bakıyorum. Herkes bedbin, umutsuz ve karamsar; hep birilerini, bir şeyleri suçlama tavrı içinde. Kimse, kendisini suçlamıyor. Daha doğrusu şöyle bir aynaya bakıp da kendini öz eleştiri süzgecinden geçirmiyor. Dostoyevsky''nin dediği gib: "Herkes, her şeyden sorumlu "aslında. Temiz toplum için,Türkiye''yi içine düştüğü zaaflardan ve ahlaki çöküşten kurtarmak için tek tek herkesin kendini özeleştiri süzgecinden geçirmesi, yeniden yapılanması gerekiyor. Evet, herkesin... Bunu: "Herkes, mesleğini en iyi biçimde yapsın" şeklinde formüle etmek de mümkün. Memur musun, kaytarıcı ve nemelazımcı davranmayacaksın. Uyanık ve üretken olacaksın, mevzuatı iyi bilecek, attığın imzanın, bastığın mührün vicdani sorumluluğunu duyacaksın. Doktor musun, bir tüccar gibi önce parayı değil, insanı düşüneceksin. Ettiğin Hipokrat yeminini tutacaksın. Öğretmen misin, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür; aydınlık, bilgili, bilinçli bir nesil yetiştirmek için ideallerini kaybetmeden canla başla çalışacaksın. Devlet adamı mısın, önce halkı düşüneceksin. Esnaf mısın, çürük malla, hesap ve tartı hileleriyle müşteriyi aldatmayacaksın, Bu liste uzar gider. Yani toplum temizliği ve kalkınışı için birilerine değil, önce kendimize görev düşüyor.Tek tek...

