Güneş, insafsız kavuruculuğundan vazgeçip insanı şefkatle ısıtmaya başladığında; eylül sarışınlığı doğanın her boyutuna sindiğinde içimdeki gezginci ruh canlanıyor. Uzakların ve yeni ufukların özlemi içinde heybemi hazırlamaya koyuluyorum. Renkli hayallerin ipliğiyle dokunmuş o heybeye "bütünlük"e erişmiş olmanın olgunluğu içinde artık o pek az bulunur gıdayı, "sevgi"yi koyup artık sun''i gündemlerle, abuk sabukluklarla, taciz olaylarıyla, aşk skandallarıyla, anlamsız tartışmalar ve tuhaf gösterilerle çadır tiyatrosuna dönen Hababam ülkesinden bir süre ayrılarak değişik coğrafyalarda geniş soluklar almak istiyorum.
"Nereye" sorunuzu duyar gibi oluyorum.
Allah kısmet ederse, ilk hedefim, Paris. Kendini bulmak, yenilenmek için insanın yılda bir kez Paris''e gitmesi gerektiğini söylerler ya, işte bu entellektüel öğüde uymak niyetindeyim.
Hedeflediğim ikinci yer, Hollanda. Düne kadar aklımda yoktu ama müthiş bir merak sardı. Neden mi?
Hatırlayacaksınız, geçen hafta Ayhan Katırcıkara, Türkiye Gazetesi''ndeki köşesinde, tam bir demokrat ülke olarak nitelediği Hollanda''yı ballandıra ballandıra anlatıyordu. Ondan heveslendim.
Türkiye''den kaçırılıp da Hollanda''nın simgesi haline gelen lalenin macerası peşinde değilim. Hollanda halkının siyasete karşı soğukluğu, meclis bahçesinde bile miting, gösteri ve protestolarında serbest oluşu, suçlulara karşı şefkatli yaklaşım da beni pek ilgilendirmiyor. Ama Başbakanın, bakanların, hatta Kraliçenin korumasız olarak halkın içinde dolaşması, halktan biri gibi davranması olayı var ya, beni çok etkiliyor.
Caddelerde salına salına yürürken önümden bisikletiyle geçen bir bakan görmek için, izbe yerleri kraliçenin ardı sıra gezmek için, bir balık büfesinde Başbakan''ın yanı başında balık yemek için Hollanda''ya gitmeye değer diyorum.
Ayrımcılıksız, afrasız tafrasız bir demokrasi havası solumak giderek doğal bir ihtiyaç haline geliyor insanda.
Bir makama geldiklerinde, sanki Kaf Dağı''nın arkasına çekilmiş gibi ulaşılmaz, yaklaşılmaz, görüşülmez olan; binbir türlü sekreterli, geçit vermez özel kalem müdürlü, zırhlı, korumalı bizim yöneticilerden öylesine daraldım, öylesine bıktım açıkçası.
Diyeceksiniz ki, halka yakın bir Cumhurbaşkanımız var ya.
Evet, çok şükür var!
Ama sözde demokrasi aslanları halk arasında dolaşıyor diye onu öylesine eleştiriyorlar ki, korkarım o da bunlardan bezip Köşk''e çekilecek..

