Girdiydik, girecektik derken nihayet 2000''li yıllara girdik. Önce, Allah''a şükür diyelim. Dünya ülkelerinin milenyumu, şarkılarla, gösterilerle, törenlerle ışık cümbüşü içinde coşkuyla karşılamasını oturduğumuz yerde demli çaylarımızı yudumlarken karşıladık. Dünyayı avuçlarımızda ve yüreklerimizde hissettik. Bu olağanüstü gecenin sabahında sizleri görür gibiyim... Kiminiz yorgun ve durgunsunuz, mahmurluğu hâlâ üstünüzden atamadınız. Kiminiz medyadan geçmiş yüzyılın önemli olaylarını takip ediyorsunuz; en''leri ayıklamağa çalışıyorsunuz. Kiminiz büyük bir bölümü geçmiş yüzyıla ait yaşamınızı eleştiri süzgecinden geçiriyorsunuz. Kiminiz tarihi olmanın sessiz övüncünü duyuyorsunuz. Kiminiz sizi ezen geçim yükünün ağırlığı altında ne geçmiş yüzyılla, ne gelecek yüzyılla ilgileniyorsunuz. Kiminiz (özellikle genç olanlar) gelecek yılların neler getireceğini hayal bile etmekte zorlanıyorsunuz. Kiminiz karamsarsınız; insan''ın özü değişmez, yine büyük savaşlar olacak, faşist eğilimler artacak; yine komünizm hortlayacak; geçmişte yaşanan acılar aynen tekrarlanacak diye düşünüyorsunuz. Hepiniz kendi çapınızda haklısınız. Diyecek bir şeyim yok. Ancak, Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel''in geçtiğimiz hafta Çankaya''da yaptığı basın toplantısında açıkladığı milenyum hedefleri üstünde bir kere daha düşünmenizi tavsiye ediyorum. Ne diyordu Demirel? "Bir elimizde demokrasi, bir elimizde meşale olacak. Demokrasi, devlet ve ekonomi en iyi şekilde işleyecek Siyasi ve ekonomik istikrar sağlanacak ve sürdürülecek. Eğitim, sağlık ve diğer alanlarda kapsamlı reform yapılacak. Altyapıda darboğazlar meydana gelmeyecek. Türkiye, gelişmiş ilk 10 ülke arasına girecek. Türkiye, bilgi çağında bilgi toplumu olacak. Büyüme sürdürülecek, kişi başına 10 bin dolar milli gelir olacak ve 200 milyar dolar dış ticaret hedefine ulaşılacak. Savunma gücü korunacak. Çevre korunacak." Gelecek üzerine moral bozucu kehanetler ve evhamlarla uğraşacağımız yerde bu hedefler üstünde kafa yormak en akılcı tutum. Ama yine de siz bilirsiniz. Ben şahsen, bu hedeflerin telaffuz edilmesinin bile içimde uyandırdığı umutla
2000''li yıllara endişelerden arınmış olarak sıcak bakıyorum ve... Ve kendimi bir uzay gemisinde, pencere kenarında oturuyor olarak düşünüp tıpkı Hubble teleskobunu tamire giden astronotlar gibi uzayın derinliklerine bakarak "Ne güzel manzara!" derken hayal ediyorum...

