Sağlıklı yetiştiremediğimiz, eğitemediğimiz, kazanamadığımız ve mutlu kılamadığımız çocuklar bizi üzmeye devam ediyorlar. Sanki uğursuz bir el toplumu acıya bulandırmak, bireyleri birbirine düşürmek için hain senaryolar üretiyor.
"Az sonra" neler olacağını bilmeden cereyan eden olayları dehşet ve üzüntüyle seyrediyoruz. Ardından, gerilen sinirlerle birbirimize yükleniyoruz.
Önce Merve çıktı. Çok hassas bir konuda Türkiye''yi salladı. İşi vatandaşlıktan çıkarılma noktasına getirdi. Hayatını zora soktu.
Daha sonra Murat çıktı. Güpegündüz elinde silahla sınıfı basıp öğretmenini öldürdü, eski kız arkadaşını komaya soktu. Arkadaşlarına bir daha hiç unutamayacakları dehşeti yaşattı. Türkiye''yi yüreğinden yaraladı. Eli kanlı bir cani sıfatıyla hayatını mahvetti.
Bütün bunlar size normal geliyor mu? Acı gerçeklerin tokadını yüzümüze çarpıp bizi sersemleten bu gençler, bu ülkenin insanları, bizim gençlerimiz... Neler yapıyorlar böyle? Topluma niye ters düşüyorlar?
Olayları analiz için masaya yatırdığımızda kökeninde biz büyüklerin cehaleti, hataları, sorumsuzlukları, nemelazımcılıkları, yetersizlikleri açık seçik görülüyor. Moral çöküntüsü içinde öfke seline, tahriklere kapılmayalım. İyi de, özeleştiri yapmaktan da geri kalmayalım? Nerde hata yaptık? Efelenmeleri çalım satmaları, ahkâm kesmeleri, yargılamaları bir yana bırakıp araştıralım.
Ana baba olarak görevlerimizi tam olarak yapabiliyor muyuz? Çocuklarımıza sevgiyi (sevginin asla zulme dönüşmemesi gerektiğini), saygıyı, dini, ahenkli birlikler kurmayı öğretebiliyor muyuz? Onlara iyi örnekler olabiliyor muyuz?
Eğitimciler olarak insan olmanın anlamını, insan hak ve özgürlüklerini, bir kurallar sistemi demek olan demokrasiyi, vatandaşlık bilincini öğretip kafalarının içini aydınlatabiliyor muyuz? Yöneticiler olarak onlara sağlıklı bir düzen, kişiliklerini geliştirecek güvenilir ortamlar, eğitim imkanları, fırsat eşitlikleri sunabiliyor, onlar için parlak projeler üretebiliyor muyuz? Medya olarak elimizdeki olağanüstü imkanları onların sağlıklı gelişimleri için mi kullanıyoruz? Yoksa toplumdaki yaygın şiddet eğilimini, aykırı davranışları bilinçaltına yerleştirmelerine farkında olmadan sebep mi oluyoruz? Haberleri verirken onları daha mı batırıyoruz, yoksa anlamaya mı çalışıyoruz?
Bu sorular tek bireye kadar uzatılabilir. Dostoyevsky''nin dediği gibi: "Herkes, her şeyden sorumludur."

