Kaydet
a- | +A

Geçen akşam kardeşimle beraber "Hoffman''ın Masalları" operasının temsilinden dönüyorduk. Sahne dünyasının büyülü ortamının ve müziğin etkisi altında giderken Mecidiyeköy''de kontrol yapan bir grup polis arabamızı çevirdi. Genç, güleç bir polis, nezaketle ehliyet ve ruhsatımı istedi. Trafik kurallarına titizlikle uyan yirmibeş yıllık bir sürücü olarak polise ne gibi bir hata yaptığımı sordum. "Hatanız yok efendim, sadece kontrol yapıyoruz" dedi. Uzun uzadıya evrakları inceledi. Tabii bir eksiklik göremedi. Bu defa kardeşimin kimliğini istedi. O da bulup buluşturup gösterdi. Benim tedirginliğim can sıkıntısına dönüşmüş, suratım asılmıştı. Sanat dünyasının büyüsünden koparılıp gerçekler dünyasına sert bir iniş yapışın beni ne kadar rahatsız ettiğinden habersiz olan polis, yine aynı güleçlik ve nezaketle iyi geceler dileyip yol verdi.

O gülümseyiş, tedirginliğimi dağıttığı gibi uzun süre gözlerimin önünden gitmedi. Beni düşüncelere saldı.

Ağlamak ve gülmek... İki insani haslet. İkisi de çok etkileyici.

Okuyucularım, ağlayan bir polisle ilgili düşünce ve duygularımı, daha önce yayınlanmış olan "Polisin Gözyaşları" isimli yazım vesilesiyle hatırlayacaklardır.

Bu defa beni yazmaya zorlayan, polisin gülümseyişi. O gülümseyiş, bir gülün dikenler içinde kıvrım kıvrım açılışı gibiydi... Öylesine çarpıcı, gönül rahatlatıcı ve sevecen...

Zaman zaman cadı kazanlarının kaynatıldığı ülkemizde polis olmak gerçekten zor ve çileli bir iş. Üstelik antipati toplamağa çok elverişli.

Gazetelerde sık sık polislerle ilgili tatsız haberler okuyoruz. İşkenceciler, çetelere bulananlar, mesleğini şu veya bu şekilde kötüye kullananlar iki de bir gündeme geliyor. Televizyon kanallarında eli coplu polislerin göstericileri copladıklarını, yerlerde sürüklediklerini, tekmelediklerini görüyoruz. Bunlar içimize işliyor, bizi polisten korkmak ve uzaklaşmakla şartlandırıyor. Bir polis gördüğümüz zaman duyduğumuz rahatsızlık bu yüzden.

Mesleğini kötüye kullananlar her meslek erbabı içinde var. Bazılarının kötülüklerini ve hatalarını bütün polis camiasına yaymak, tepkiyi genel bir sevgisizliğe dönüştürmek büyük insafsızlık...

Çuvaldızı başkalarına batırmadan önce iğneyi kendimize batıralım. Vicdanlı düşünelim. Polis, bizim hatalarımızın ve adam olmayışlarımızın sıkıntısını çekiyor. Nereye yetişeceğine şaşırmış vaziyette. Huzuru yok, uykusu yok, morali bozuk.. Ortak portresi gergin ve asabi... Biz, öyle biliyoruz.

Onun için gülen, nazik bir polisi görmek bizim için çok önemli. Bize polisin de, kendimizin de insanlığını hatırlatıyor. İnsan gibi davranma sorumluluğu yüklüyor.

Biz, gülen ve nazik bir polisi gördüğümüzde gerçek güveni hissediyoruz. Önyargılarımızı, korkularımızı bir yana bırakıyoruz. Üniforma altındaki "insan"ı görüyoruz. O insanı kendimize yakın buluyoruz. Saygılı ve kibar tavrından müthiş etkileniyoruz. Aslında o gülümseyiş, geniş bir polis kitlesinin halka karşı yüreğinde saklı olan gülümseyişin bir simgesi.

İşte bizim gerçek polisimiz bu diyoruz.

Ve o polisi seviyoruz.