Kaydet
a- | +A

Sınıfın en haşarı ve ele avuca sığmaz öğrencisini son çare olarak mümessil yapmak; dolayısıyle birtakım sorumluluklar yükleyip kontrol altına almak; onu bu yolla

kazanmaya çalışmak eğitim yöntemlerinden biridir ve genelde olumlu sonuçlar verir. Bu açıdan bakıldığında The Newyork Times gazetesinden Stephen Kinzer''in: "Haçlılardan bu yana Türk kelimesi Avrupalının havsalasında gizemli ve ürkütücü bir figür olageldi. Böyle bir figürü, Avrupa masasına davet etmek, çatışma ve güvensizliklerle dolu uzun tarih için dönüm noktası olabilir. Türkiye''nin üyelik için gerekli reformları yapması bir jenerasyon ya da belki daha uzun zaman alabilir. Ama AB''de Türkiye''deki değişimi cesaretlendirmenin yolunun üyelik perspektifi sunmak olduğunda konsensüs sağladı." yorumuyla

neden AB''ye aday ülke olarak alındığımızı daha pratik yoldan anlayabilirsiniz. Tabii ne kadar ağır sorumluluklar ve görevler yüklendiğimizi de...

Evet, nihayet resmen Avrupalıyız!

Avrupalı olmak ne demek?

Birtakım sıkıntılar, acılar ve çalkalanışlar içinde olan sokaktaki vatandaş bunu genellikle sihirli bir el değecek, her şey, anında en iyi, en güzel biçimde değişecek şeklinde algıladı. Dolayısıyle, Avrupa Birliğine üyelik hayali halk arasında yeni ufuklara açılmak; iş bulmak, daha demokratik ve daha çağdaş olmak gibi çeşitli umutları kamçıladı durdu.

Kimse oturduğu yerde ham hayallerle daha fazla kendisini aldatmasın!

Durduğu yerde hiçbir şey değişmeyecek! Biz değişeceğiz, daha doğrusu değişime zorlanacağız.

Çünkü, bizden istenen bu!

İlk ödev, Kopenhag Kriterlerine uymak. Yani, daha fazla demokrasi için gerekli reformları yapacağız, demokrasiyi garanti altına alan kurumları koruyacağız. Hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığını gerçekleştirmek için her şeyi yeni baştan gözden geçireceğiz. İnsan Haklarının korunması alanında büyük gelişmeler kaydedeceğiz. Rekabete dayalı piyasa ekonomisini

benimseyeceğiz, para birliği ilkelerine sahip olacağız...

Bunları yazarken veya okurken kolay geliyor. Ama uygulamada çok sıkıntılar çekeceğiz, çok hazımsızlık duyacağız, belirsizlikler içinde debeleneceğiz, ulusal bağımsızlığımızı sınırlayacağız, ulusal kimliğimizi zedeleyeceğiz, bünyemize ters gelecek birtakım sosyal rahatsızlıklara duçar olacağız... Hasılı, belki ikinci bir tanzimat yaşayacağız.

Ama, dönüşü olmayan bir yola girdik bir kere.

Ya batacağız, ya yüzeceğiz ama çırpınıp durmayacağız.

Çok çalışacağız, çok bilgileneceğiz, edindiğimiz bilgileri kullanabilmek için beynimizin şimdiye kadar kapalı kalmış bütün loplarına işlerlik kazandıracağız.

Neticede ''daha yüksek bir bilinç''e ulaşacağız.

Ulaştığımız yüksek bilinçle şimdiye kadar sürdüregeldiğimiz bütün programları yenileyerek "Yeniden Yapılanma" faaliyetine geçeceğiz. Zira eski programlarla yenilenme çalışmaları hüsran ve kaostan

başka bir şey vermez.