Kaydet
a- | +A

Edebiyat Müzesi kurulurken yazarlar arasında ayrımcılık yapılabileceği ihtimalini göz önüne alarak bazı endişelerimi dile getirdiğim yazımın yayınlandığı gün, Kültür Bakanı Sayın İstemihan Talay telefonla aradı. Kültür politikalarının "kültürde bütünlük"ü esas aldığını söyleyerek söz konusu müzenin kuruluşunda kesinlikle yazarlar arasında ayrımcılık yapılmayacağı, objektif bir değerlendirmeye gidileceği hususunda teminat verdi. Sayın Talay, dengeleri gözeten objektif yaklaşımları ile her kesimin takdirini kazanmış değerli bir bakanımız. Onun böyle bir teminatta bulunması bizleri rahatlattı. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu ilk sağduyulu ses. İkincisi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi dekanı Prof.Dr. Ünsal Oskay''dan geldi.

Geçtiğimiz hafta söz konusu fakülte tarafından tertiplenen "yılın en iyi iletişimcisi" ödül töreninde konuşan Sayın Oskay, şöyle diyor: "Politik sınırlar ufkumuza dar geliyor artık! Sağcı şair, solcu şair yoktur. İyi şair, kötü şair vardır." Nihayet... nihayet "sağduyu" artık sesini yükseltiyor! Prof. Ünsal Oskay''ı Tiyatro ve Televizyon Yazarları Derneğinde genel sekreterlik yaptığım yıllarda Kültür Bakanlığınca tertiplenen bir senaryo yarışmasına jüri üyesi olarak katıldığım sırada tanımıştım. Bilim adamlığından ziyade bilge kişiliğiyle dikkatimi çekmişti. Şimdi, bu bilge kişi açık yüreklilikle sanat dünyasının kapanmayan yarasına neşter vuruyor. Demek ki neymiş; sağcı şair, solcu şair yoktur; iyi şair ve kötü şair vardır. Bu anafikirden hareketle sanatın diğer kollarını da içine alan hüküm cümleleri kurabiliriz. Sağcı yazar, solcu yazar yoktur; iyi yazar, kötü yazar vardır. Sağcı ressam, solcu ressam yoktur; iyi ressam, kötü ressam vardır. Sağcı müzisyen, solcu müzisyen yoktur; iyi müzisyen, kötü müzisyen vardır. vs... Sanat dünyası yıllardır sığ politik görüşler yüzünden sanatçılarını sağcı, solcu diye ayırdı. Sanatçının yeteneğine, verdiği eserin iyi ve kötülüğüne değil de, ne kadar sağcı, ne kadar solcu olduğuna bakıldı. Sanatçı adı altında ortaya çıkan birtakım kof ve yeteneksiz kişilere sırf sağcılığın veya solculuğun borazanlığını iyi yaptığı için itibar ve ün kazandırıldı. Edebiyat sohbetleri geyik muhabbetlerine, meyhane şamatalarına döndü. İnsan''ı konu alan edebiyat, insan''ı bütünlüğü içinde anlatmaktan aciz kaldı. Yarım bakışlar, yarım eserler doğurdu. 2000 yılında zaaflarından kurtularak dünya ile bütünleşmeye çalışan Türkiye'' de önce kendi insanlarımız "bütünlük" fikrine alışmalılar. "Biz"ve "Ötekiler", "inananlar" ve "inanmayanlar", "sağcılar" ve "solcular" kamplaşmaları sona ermeli. İnsanlar yaptıkları güzel ve faydalı işlerin kalitesiyle değerlendirilmeli. Sanat dünyası yeşermeli, fikir dünyası zenginleşmeli, demokrasi gerçek temeline oturmalı; insanda itilmişliklerin oluşturduğu bu yarım ve güdük kalma hüznü bitmeli...