Galatasaray Üniversitesine konferans vermeğe giden tanınmış iş adamı Sakıp Sabancı, konferanstan sonra, henüz 21. yüzyılın gerçeklerini idrak edemedikleri, otuz yıl öncesinin sosyalist söylemlerine takılıp kaldıkları anlaşılan bir grup öğrenci tarafından sorgulanıyor.
Hatırlayacaksınız, geçenlerde, Devlet Tiyatrosunda oynatılan, Sabancı''nın hayatını anlatan "Patron"isimli oyun, eserde rol almış bir oyuncu tarafından tatsız bir şekilde protesto edilmişti.
Gazetelerden öğrendiğimize göre öğrenciler, bu olayla ilgili olarak Sakıp Sabancı''ya şöyle bir soru yöneltiyorlar:
"Tarık Buğra''ya yirmibeşbin dolar verip oyununuzu oynatıyorsunuz. Tiyatro, ikibuçuk saatlik reklam spotundan daha mı ucuza geldi?"
Bu sorudan rahatsız olan Sabancı, şöyle cevap veriyor:
"Bırakın bu lafları. Ben gönlümü veriyorum. Taraf değilim. Palavradan sosyalist olunmaz. Detaya girmeden kırıyorsunuz. Değerli bir yazar var, onu kırmayın. Bilmeden fatura hiç çıkarmayın. Para verdiğimi söylüyorsun, neye dayanıyorsun? Buğra bir gün bana geldi, beni izleyip hayatımı yazdı. Beni omuzlarına alan işçilere de para mı veriyorum? Bir zamanlar köprüye hayır diyenler, şimdi yanımdalar..."
Hâlâ işçi sınıfına dayalı üretim biçiminin yerini, modern teknolojiye dayalı bir üretim biçiminin aldığının farkında olmayan izleyicilerden biri: "Bir gün sosyalistler kapına dayanıp fabrikalarını alacak!" deyince ünlü iş adamı, dayanamıyor, patlıyor:
"Türkiye''nin her yerine sosyal binalar yaptım. Daha ne yapayım? Sosyal oğlu sosyalist asıl benim!"
Sokaktaki sade vatandaş bu "Sosyal oğlu sosyalistim" lafını ,"Sakıp Ağa komünistmiş de bizim haberimiz yokmuş!" şeklinde yorumlayabilir belki. Oysa Sabancı''nın vurgulamak istediği, sosyal adalete ne kadar önem verdiği ve vicdanen bunun gereğini yapmağa çalıştığıdır.
Gençliğin daha güzel ve adaletli bir dünya, daha erdemli bir toplum, hakça bölüşüm, daha insanca bir yaşam özlemlerini ve bu yolda arayışlarını anlıyorum. Eline Georges Politzer''in: "Felsefenin Temel İlkeleri" kitabı tutuşturulan bir gencin köklü bir eğitimi ve birikimi yoksa aradığı ütopik dünyayı, yeryüzü cenneti kurma reçetesini burda bulup bir gecede sosyalist olabileceğine inanıyorum.
Ama bunlar acı tecrübelerle yaşandı. Sosyalizm yaldızlı sözlerle vadettiği yeryüzü cennetini kuramadı.
Sloganlar ve kalıplaşmalarla gerçeklerin bağdaşmadığı anlaşıldı.
İnsan gerçeğine aykırı olan bu sistem, arkasında tarif edilmez kederler bırakarak ve el attığı her yerde cehennem manzaraları oluşturarak tarihin doğal seyri içinde çöktü gitti.
Ama sosyal adalet, insana ve emeğe saygı, hakça bölüşüm, özgürlük, fırsat eşitlikleri özlemleri bitti mi? Elbette hayır!
Ülke ekonomisinin ağır toplarından biri olan Sabancı, bunun bilincinde olduğunu ve vicdani sorumluluklarını yerine getirmeye çalıştığını söylüyor.
Doğrusu, gençlerin ona bu yönde daha kamçılayıcı ve yeni dünya şartlarının idraki içinde daha gerçekçi sorular sormalarını beklerdim.

