Şu ANAP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Taşar ömür adam. Zaman zaman şu veya bu sebeple çevresinde oluşturduğu espri havasıyla gerginleşen siyaset dünyasını yumuşatır. Yüce Divan tartışmaları yüzünden sinirlerin gerildiği, buz gibi soğuk rüzgarların estiği ANAP cephesinde böyle yumuşamalara ihtiyaç var doğrusu. Efendim,Taşar eşi ve çocuklarıyla Berlin''de dolaşırken sağır ve dilsiz bir Alman bayanla işaret diliyle konuşmağa kalkmış. Tamamiyle halisane duygularla dostluğunu ifade edebilmek için "seni seviyorum" yerine yanlışlıkla "sana aşığım" işareti yapmış. Neye uğradığını şaşıran sarışın bayan, utanç içinde elleriyle yüzünü kapatırken, Taşar''ın eşi fena halde bozulmuş. Grup rehberinin araya girip de işin iç yüzünü anlatması üzerine yatışmış ve eşine bir daha bilmediği dilde konuşmaması için ihtar çekmiş. Böylelikle muhtemel bir aile faciası önlenmiş. Şimdi, bunu okuyunca aklınıza Taşar, sevgisini ifade etmek için bula bula sağır ve dilsiz bayanı mı buldu gibilerden sorular gelebilir ama gelmesin. Benim konuyla ilgilenişimin sebebi başka. Bu vesile ile üzerinde durmak istediğim hep yanlış anlaşılan (!) siyasetçi dili... Bilirsiniz bizim siyasetçilerimizin işaret diline merakları fazladır. Tepede kenetlenen eller, kurt işareti yapmak için kıvrılan parmaklar, ileriye uzanmış başparmak vs. siyasetçilerimizin işaret diliyle kendilerini ifade biçimleridir. Son günlerde kurt dili, kuş dili, arı dili gibi mecazi bir dil biçimi de kullanılır oldu. Sade vatandaşın zaten karışık olan kafası daha bir karışırken medya da bu dille bir güzel dalgasını geçti.
Bu ifade karmaşası yüzünden neticede olan halka oluyor; kafası karışan insanlar hiçbir şeyi anlayamaz ve takip edemez hale geliyor. Var olduğu ileri sürülen istikrarı, düze çıktı denilen ekonomiyi, düşürüldü diye ilan edilen enflasyonu algılamakta güçlük çeken toplum moralman çöküyor. Siyasetçi istediği kadar işaret dilini kullansın, takla atsın, amuda kalksın; bütün bu çabalar söz konusu olan çöküntüyü engelleyemiyor. Moralman güçlenmek için önce neler olup bittiğinden haberdar olmak, bilgilenmek lazım. Oysa siyasetçiler şeffaf olmamakta direniyorlar; hiçbir şeyi halka açık açık anlatmıyorlar. Bilgi edinmek sadece medyanın hünerine ve insafına kalmış. Huyu kurusun, o da malum reyting kaygısında, magazin havasında... Hükümetin başı bile zaman zaman olanlardan bir şey anlamadığını, bazı şeylerden haberi olmadığını, gerekli bilgiler henüz kendisine ulaşmadığını rahat rahat itiraf edebiliyor. Hani diyorum, katakullisiz, rumuzsuz, işaretsiz, kolay anlaşılır bir dil kullanılsa... Bu da arı, duru bir Türkçe olsa... Güvenip de oy verdiğimiz, kendimize vekil tayin ettiğimiz siyasiler bize gerçekleri, sadece gerçekleri söyleseler... Kıyamet mi kopar?

