Günlerdir gazete ve televizyon kanallarında depremzedelerin
trajik hikayeleri yazılıyor, anlatılıyor. Acılar üstüste biniyor, aşılmaz dağlar oluşturuyor.
İki çocuğu ve eşiyle birlikte bedeninin yarısını kaybeden genç bir kadın, "Ben bu halime razıyım, yeter ki çocuklarım,eşim sağ olsaydı" diye ağlıyor.
Yaşlı bir kadın çocuklarının mezarı başında ağıtlar yakıyor.
Orta yaşlı bir adam kaybettiği anasının, babasının, eşinin ve çocuklarının isimlerini Yalova anıtında işaretliyor.
Bir başkası hastaneye kaldırıldığını işittiği, ancak onca aramalarına rağmen bulamadığı kızının organ tacirlerinin eline düşmüş olabileceğinden yakınıyor.
Yürek paralayan daha binlerce hikaye...
Bu acı dağının eteklerinde toplanmış yüzbinlerce saz şairinin ruhu, gönül tellerimizin titreyişine eşlik ederek çileli ülkemizin insanlarını asırlardır kasıp kavuran o ezeli üç derdi hep bir ağızdan terennüm ediyor:
"Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm!"
***
Medyanın olayın başından beri felaketzedelere gösterdiği duyarlık ve ilgi övgüye değer. Ancak hassasiyetlerimizin arttığı şu günlerlerde medya yöneticilerinden ricamız olacak. Birkaç günlük de olsa lütfen şu reyting kaygısını bıraksınlar. Şişirdikleri
medya ünlülerinin zamparalık hikayelerini, gözde (!) mankenlerin aşk ilişkilerini, aile kurumunu tehdit eden birliktelikleri, medeni kanun çerçevesinde yasallaşmamış beraberliklerin bitişlerini boşanma diye sunuşları, Bodrum gecelerinin sefil görüntülerini, bilmem ne barda görüntülenen kaçamakları,askere çağrılan Erdal Acar''ın bulunamayış safsatalarını, Deniz Akkaya zırvalıklarını, sosyetenin ve tuzu kuru olan basın mensuplarının uğrak yeri olan pahalı restoranlarda geyik muhabbetlerini, dolarların savrulduğu, havai fişeklerin atıldığı, kalçaların tokuşturulduğu zengin düğünlerini bize bir süre izletmesinler. Ülkenin bir tarafı acıyla kavrulurken, vicdanlar biraz kıpırdanırken bir avuç mutlu azınlığın vur patlasın, çal oynasın havalarına tahmmülümüz yok!
Şimdi biraz tefekkür ve vicdani muhasebe zamanıdır.
Şimdi uyanma zamanıdır.
Uyanın diyorsunuz. Peki!... İzin verin, uyanalım!
Rantçılara, çıkarcılara, sorumsuzlara, zalimlere, nemelazımcılara karşı el ele tutuşup gönül gönüle birleşirken yüreklerimizi yakan acıların ağıtında dile getirilen o üç dert üzerinde hep birlikte düşünelim:
"Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm!"
***
Toplum olarak her gün biraz daha çöküntüye uğradığımız bir gerçek. Analiz ve tahlil için sosyologlara, psikologlara çok iş düşüyor.
Ancak bize düşen de, topluca adına "yaşamak" dediğimiz şu üç sınavdan başarıyla geçmek:
"Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm!"

