1996 yılında astronot Shannon Lucid, Rus uzay istasyonu Mir''de altı ay mahsur kalarak uzayda en uzun süre kalan kadın ünvanı kazanmıştı. O zaman müthiş bir heyecan duymuş; elliüç yaşındaki Lucid''in, uzayın sonsuz ve ıssız derinliğinde neler düşünebileceğini anlamaya çalışmıştım. Tarifsiz bir yalnızlık duygusuna mı kapılmıştı? Kendini Allah''a daha yakın hissedip dualara mı sığınmıştı? Yolculuğun tehlikeleri konusunda kendisini uyaran kocasını dinlemediği için pişmanlık mı duymuştu? Ardında bıraktığı çocuklarını bir daha göremeyeceği endişesine kapılıp umutsuzca ağlamış mıydı? O zamana kadarki hayatını yanlış yaşadığını düşünüp amansız bir özeleştiriye mi girişmişti? Umutsuzluğun kör kuyusunda yıpranmış sinirlerle bu kâbus bir an önce bitsin diyerek ölümü mü arzulamıştı? Yoksa, görünmezliklerden gelip de, birden etrafını saracağını sandığı uzaylı yaratıkların kendisine akıl almaz işkenceler yapacağı korkusuna mı kapılmıştı?
Aslında bunlar bizim gibi sıradan, baskıcı şartlandırmalardan bütün bütün kurtulamamış, dişilik komplekslerinden arınamamış, riskleri göze almaktan korkan, pısırık, ürkek, duygusal hatunların kapılacağı kaygılardı... Evrenin ruhuyla beslenen, merak, ilim ve inançla harmanlanmış cesur bir yüreğe sahip olmanın kadın veya erkek olmakla bir ilgisi yoktu. Bu yüreklerin uzaya açılma ve evrenle bütünleşme arzuları her şeyin üstündeydi.
Şimdi de, Columbia uzay mekiğinin kumandanı olarak astronot Eileen Collins uzayda. Shannon Lucid ve 1983''te uzaya ilk giden kadın astronot Sally Ride gibi adını uzay tarihine yazdırıyor.
Uzayda olmayı: "Kendinizi yanan bir odanın ortasında duruyormuş gibi hissediyorsunuz. Uzayda her şey çok farklı. Güneşin doğuşunu uzaydan izlemek sahiden büyüleyici" sözleriyle anlatan Eileen Collins şimdi ne mi yapıyor?
"Uzayda sürekli yaşam" projesinin temelini atıyor.
Çiçek yetiştiriyor!
Yaradan''ın lütfuyla sonsuzluğa güzelliğin tohumlarını atıyor.
Emrinde çalışan astronotlarla birlikte evrenin esrarengiz oluşumlarını, karadelikleri inceleyecek olan Chandra Uzay Teleskopunu yörüngeye oturtuyor.
Bitki ve hayvanlar üstünde deney yapıyor.
Bitkilerin yerçekimsiz ortamdaki gelişim sürecini inceliyor.
Bütün bunları yaparken, Rus uzay istasyonu Mir''deki meslekdaşlarıyla sohbet etmeyi de ihmal etmiyor.
Yani, kısacası bizler, bu köhnemiş dünya gezegeninde elektrik, su, telefon faturalarını ödeyebilmek için boğuşurken ve trafik sorunundan illallah derken bir dişi kuş, yüreğini dişine takmış, beyninin bütün loblarını harekete geçirerek uzayın derinliklerinde insanlığa yeni bir yuva hazırlamaya çalışıyor.
Hem de komutayı elinde tutarak.
İşine yüreğini de katarak.
Doğrusu çok anlamlı!..

