Yıllar önce "çok meraklı" bir muhabir arkadaşım, eski sporcuların gittiği bir restoranın çöp sepetine buruşturulup atılmış iki mektupla çıkageldi.
Mektuplardan biri, Türk futbol tarihinin en büyük golcülerinden birine aitti. Kendisinin yarı yaşındaki genç sevgilisine yazılmış bir aşk mektubuydu ki, ünlü yazarların sevda romanlarını aratmayacak ustalıkta cümlerle süslüydü:
"...senin olmadığın yerde kimse yoktur ruhum..."
"...sen dünyanın sekizinci harikasısın. Düzeltiyorum; birinci harikası..."
"...sözlüklerde ne kadar az kelime olduğunu yeni anladım..."
"...Tac Mahal''i benim senin için yaptırmam gerekirdi E....cığım..."
"...seni tanıdıktan sonra bütün kadınlardan nefret ediyorum..."
"...sevgili E...., annene teşekkür ediyorum, seni doğurduğu için..."
"...seni seviyorum yazdım; üstünü çizmiyorum..."
"...ben sende bütün aşklarımı temize çektim küçüğüm..."
"...sende ben imkansızlığı seviyorum belki de..."
"...milyonda bir beni sevme ihtimalin varsa, söyle de çığlık atayım..."
"...işte bu bizim şarkımız; ama ne yazık ki yalnız dinliyorum..."
"...en temiz yüz gözyaşıyla yıkanan imiş; hergün yüzümü yıkıyorsun..."
"...bundan önceki hayatım da, bundan sonraki ömrüm de sana feda olsun..."
"...seni sevmiş ve kaybetmiş olmak, hiç sevmemiş olmaktan iyidir..."
"...gözlerimi bağışlamayacağım; kimse sana benim gözümle bakmasın diye..."
"...sensiz yaşamaya alışmayacağım balım..."
* * *
İkinci mektup çok kısaydı; uğruna gözyaşı dökülen genç sevgiliden büyük golcüye geldiği belliydi:
"Senin tecrübelerine güveniyorum ağabey, benimle evlenmek isteyen iki kişiyi de tanıyorsun; .......''u mu kabul edeyim, ........''i mi? Öptüm."
* * *
Biz bu iki mektubu bunca zaman yayınlamadık; çünkü efsane golcünün kariyerine ve hâtırasına saygımız vardı.
Büyük golcümüz, mektubun çöpe atıldığı o sosyal tesislerden o gece son kez çıkmış, İstanbul yakasına geçerken yolda elim bir trafik kazasında ölmüştü.
Bu şok ölüm üstüne tartışma açılsın istemedik.
Ailesinin de, bunca yıllık "gazeteci sabrına" saygı göstermesini bekleriz.

