Kaydet
a- | +A

Teklifi duyan milli futbolcu inanılmaz bir şaşkınlık içindeydi. "Bunda şaşıracak ne var?"ın cevabı şuydu: Genç spor muhabiri, üst katlarında oturan komşularının lösemi hastası kızının ve ailesinin büyük ısrarı sonucu, günlerce peşinden koştuğu futbolcuyu o eve getirmişti. Yatakta yatan genç kızın dışarı fırlamış kemikleri, ışığı sönmüş gözleri, ürkütücü bir beyazlığa bürünmüş teniyle sayılı günler yaşadığını anlamak için tıp bilgisine ihtiyaç yoktu. Ayak tarafında yatağa oturmuş futbolcuya imdat ister gibi bakıyordu. Odada toplanmış ailesi ve bir iki meraklı komşusuna donuk bir sesle: - Bizi biraz yanlız bırakır mısınız, demişti. Başbaşa kaldıklarında işte o şaşırtıcı lafı etmişti: - Benimle evlenir misin? Futbolcu şaşkınlığını atlattıktan sonra vakit kazanmaya çabaladı: - Biliyorsun yarın dört günlük kampa giriyoruz. Yurt dışındaki maça gidip gelmemiz bir hafta sürer.

Sahte ama acı bir tebessümle devam etti: - Böylesine önemli bir teklifi düşünmek için bir hafta süreyi çok görmezsin herhalde... Kız, çok sevdiği birisini kırmış olmanın korkusuyla alnındaki kırışıklıkları sıklaştırdı: - Hayııırr... Elbettee... Olur muuu? On yıl bekleyen birisi için bir hafta nedir ki... Gerçekten de "aşkının" seyri, büyük çilelerden geçmişti. Yastığının altından iki albüm çıkardı.

Milli futbolcunun ilk oynadığı kulüpten itibaren her üç takımının formasıyla neredeyse bütün fotoğrafları.... Seviçler, hüzünler, sakatlıklar, basın toplantıları, maç enstantaneleri, posterler... Tecrübeli futbolcu, beş dakika içinde bütün hayatını albümlere özenle yapıştırılmış gazete parçalarında yeniden yaşadı. O albümle meşgulken kız: - Çok teklif aldım, çok tacizler zorlamalar gördüm, ama senden başkasını hiç düşünmedim, dedi.

İki gözünden billur gibi iki damla yaş hızla yuvarlanarak beyaz yastıkta kayboldu. Yüzünde ağlama ifadesi yoktu, donuk bakıyordu. * * * Futbolcu kampta, yolda, idmanda hep suskun ve düşünceli haliyle dolaşmış, sahaya çıkan Milli Takım''ın ilk onbirine alınmamıştı. Berabere bitirdiğimiz o karşılaşmayı kulübede seyretmiş, maçtan sonra kendisini otel odasına zor atmıştı. Bu zaman içinde hep aynı şeyi düşünmüştü: Daha ilkokul üçüncü sınıfta başlayan ve daha üç gün önce biten sayısız aşk serüveninde neler yaşamamıştı ki... Bir kez olsun "Silgini verir misin?" gibi sıradan bir cümleyi bile konuşamadan yitip giden ilk "sevgilisinden", gerçekten sevdiği ama karşılık bulamadığı son aşkına kadar yıkık dökük onlarcası... Evlisi, bekârı, dulu, kültürlüsü, cahili, hayatını kararttığı, hayatını karartanıyla "zengin" bir kırık kalpler galerisinin kapısına tam kilidi vurduğu zamanda gelen bu dramatik sürpriz... Hiçbirine teslim olmadığı onca gönül macerasının cezası olarak en sonunda ondokuz yaşında bir güzele zayıf düşmüş, bu kez hesapsız, menfaatsiz ve beklentisiz sevdiği için de "silahsız kalmış", ve sevgilisi de onu parmağında oynattıktan sonra gözünün içine baka baka çekip bir başkasına gitmişti! Lösemili kızı düşündü. Kendisinin son macerasında yaşadığı o insanın içini delen burguyu düşündü. Kızcağızın bu çaresizliğe on yıldır katlanmasını düşündü. "- Ey oğlum, bu kadar hançerlenmiş ve kirlenmiş bir kalbe böyle bir bedel yakışır! Zaten nasıl olsa... sonrasını getirmedi. Telefonun etrafında dört dönüyordu. Kızın numarasını almadığına yandı. Soyismini bile bilmiyordu.

Gazeteden, onu o eve götüren genç muhabiri aradı. İzne çıkmıştı. Tekrar aradı, ev numarasını aldı. Cevap vermiyordu. * * * İstanbul''a indiği gecenin ertesi günü lösemili kızın kapısına dayandı. Üçer beşer çıktığı merdivenlerin sonunda zili çaldı, üstünü başını düzeltti. Kapı açıldığında, hiçkimse birşey söylemeden evdeki boşluğu hissetti. (Böyle anlarda insan hisseder. Trenden inip köyümü gördüğümde babamın öldüğünü hissetmiştim. Oysa duymamıştım. Ölüm haberi verirken genellikle yalan söyleriz, "Annen ağır hasta." Oysa karşı taraf hemen anlar acı akibeti...) Lösemili kız, futbolcunun telefon başında dört döndüğü maç gecesi ölmüştü.

* * * Futbolcu, cebinde getirdiği iki yüzükten birisini götürüp genç kızın mezarına gömdü.

Diğerini evinde saklıyor.

ÖNE ÇIKANLAR