O, kırk yıllık futbol ligimizin en önemli golcülerinden biriydi.
Kendi kulübünün tarihinin en çok gol atan oyuncusuydu.
"Hafızası olmayan bir milletiz. Yüzkırksekiz gol attım. Ama hâlâ her hafta kendimi ispatlamak zorundayım" sözünü okuduğumda çok beğinmiştim, ama niçin söylediğini anlamamıştım.
"Türkiye''de herşey kazanmak üstüne kurulu... Kazanmak için her yol mübah... Şampiyonluğu bir puanla kaçırsanız dahi, sezon boyu akıttığınız tere kimsenin saygısı yoktur" demişti.
Toplamda yüzkırksekiz, şampiyon olduğu kulüpte seksenbir gol atmıştı...
Büyük rakam...
*
Ligin bitimine iki hafta kala, iki puan geriden takip ettikleri liderin sahasına gidiyorlardı.
Bu çok zor maçı, hiçkimse şans vermediği halde, o büyük golcünün golüyle kazandılar ve şampiyon oldular.
Futbolcular dönüş için havaalanına geldiğinde bir problem çıktı.
İdari menecer, uçuş kartları reyonunda görevlilerle tartışıyordu.
Başlangıçta küçük bir karışıklık sanılan bu olayın altından daha sonra bir büyük skandal çıktı:
Yukarıda bahsettiğim gol kralının İstanbul''dan gidiş bileti alınmış fakat dönüş bileti alınmamıştı.
Diğer bütün futbolcuların biletleri gidiş-dönüştü ama onunki sadece gidiş...
İdari menecer görevlilerden bir adet dönüş bileti istiyor, onlar da yer yok diyordu.
Sonraları bir yönetici, gol kralına gerçeği fısıldamıştı:
Golcünün, yazımın başındaki sözleri, "kazanmak için herşeyi mübah sayan" o zamanki başkanı çok kızdırmış, "Eğer bu maçı kazanamazsak onu İstanbul''a getirmeyin!" talimatını vermişti.
(Gerçi o gün bilet bulundu ve golcü İstanbul''a getirildi ama, daha sonra İstanbul''da "bileti kesildi.")

