Ölçü maçıydı… Geçiş maçıydı… Terazi maçıydı… Hangi lige aitiz? Kaç karat ağırlıktayız? A kalite bir lige hazır mıyız? Bütün bunlar için kıstas maçıydı.
Eksiklerimizi dünya âlem biliyordu. En önemlisi, millî takımın en iyisi Kenan’dı. Elbette Hakan, elbette Orkun… Hatta İlhan…
Doue’nin, Camavinga’nın giremediği Fransa on birine karşı dengeli girdik maça… Abdülkerim-Merih-Zeki savunmasını soldan Ferdi, sağdan bazen Oğuz bazen İsmail ile beşli güvenceye aldık.
Zaten Arda, Can ve Barış dışında, savunma yönü daha güçlü isimleri tercih etmişti Montella… Ve bence Fransa için doğru bir stratejiydi.
Senaryo yarım kaldı
Bizim adımıza ilk yarıdaki tek pozisyon, eski bir hikâyenin devamıydı. Dünya Kupası play-off maçında Romanya’ya attığımız golün senaryosunu oynadık; Arda yine mükemmel kesti, Ferdi bu defa bitiremedi. Fransızların tek pozisyonunda ise Uğurcan devleşti.
İkinci yarıya gol için başladık, golü yedik. Arda’nın kornerinde İsmail Yüksek bomboş durumda kafayı vurdu, Maignan müthiş çıkardı. Devamında rakibe verdiğimiz topu kalemizde gördük.
Sonuçta Zidane’ı eli boş göndermek yerine hoş geldin pastası kestirdik. Mücadelemiz fena değildi ama bu oyun A Ligi’nde bizi bir yere götürmez.
Alman hakem Felix Zwayer eften püften faullerde oyunu kesmedi. Yardımcıları ofsaytlarda hemen bayrak çekti. Doğru işlerdi bunlar.
Maçın adamı: Upamecano

