Her şey karmaşık gibi duruyor. Ancak bu karmaşıklığın içinde açık bir netlik var. Üstü örtülen çoğu hakikatin artık aşikâr olduğu bir dönemin içinden geçiyoruz.
İslam coğrafyası, kendine dönüp bakmak zorunda olduğunun farkına varmaya başlıyor.
Ürdün Kralı Abdullah’ın BM Genel Kurulu kürsüsünden alışık olmadığımız cesaretli konuşması bize şunu anlatıyor: Yeni süreç herkesi elini taşın altına koymaya zorluyor. Çünkü bu süreç, elini taşın altına koyabilenlerin sözünü itibarlı kılacaktır.
Gecikmiş bir reaksiyon olarak görmüş olsak bile Ürdün Kralı’nın Filistin üzerine konuşması, İsrail’in genişleme planına karşı ses çıkarması, okun yaydan çıktığının açıkça göstergesidir...
Rusya-Ukrayna hattı…
Sıkça bu konuda yazdım. Yadırgandım. Çünkü alışık olduğumuz ezber, her şeyi “Rusya başlattı” cümlesiyle başladı. Fakat gerçekler giderek o kadar net bir düzeni, büyük fotoğrafı anlatıyor ki…
Ve anlıyoruz ki Anglosakson ve Siyonist ittifak, Ukrayna kozunu yeni dünya sistemine geçiş için kullandı.
Ukrayna’nın demografik yapısını araştırdığımızda korkunç sonuçları giderek herkes görecektir.
Ukrayna kullanılarak yeniden paylaşımın küresel hesabı yapıldı.
Peki liman şehirleri neden bu kadar önemli?
İsrail’i kuran akıl için liman şehirleri, Ukrayna, deniz kıyıları, koridorlar ve ticaret hatları neden bu kadar mühim?
Neden Akdeniz ve çevresini İsrail eksenli hatlarla çevrelemek istediler?
Evet, Netanyahu katildir ancak olanlar, katil Netanyahu’nun tek başına tahayyülü değil.
Evet, katilin seçim derdi var ancak mesele sadece katil zihniyetin bir seçimlik ihtirası da değil.
Filistin toprakları üzerinde uzun vadeli hesapların tarihi katil Netanyahu ile başlamadı. Fakat hep katil Netanyahu gibi hasta zihniyeti sürecin parçası yaptılar. Ancak böyle hasta yapılar üzerinden kanlı süreç gerçekleştirilebiliyor.
İslam dünyası uyanmalıdır!
İslam âlemi uyanmalıdır. Ancak bu uyanış, bu kadim coğrafyanın sosyolojik dokusunu da değişime zorlayacaktır. Her şey yeniden şekilleniyor. Fakat kendi hakikat idrakimiz üzerinden rota oluşturabilmemiz için bizim ortak kader birliği yapmamız gerekiyor.
Millî ve dinî değerler üzerinden ortak gelecek tasavvurunu idrak etmek zorundayız.
Anglosakson ve Siyonist sistem, toplumların mankurtlaşmasını destekledikleri projelerle pekiştirdi.
Siyaset, finans, medya kimin elindeyse onlar belirledi; “neyi, nasıl sevmemiz gerektiğini; neyi hakikat olarak kabul etmemiz gerektiğini...”
Hâlbuki hakikat, sunulan gösterilen hiç olmadı. Tam tersi, hakikat sunulan ve gösterilenlerle örtüldü.
Şimdi asıl mesele gerçeği görebilmek, anlamak, hata yapmadan doğruyu bulabilmektir.
Dünyaya neden geldiğimizi idrak etmeden hakikat arayışı yarım kalır.
Değerler sistemi, kimlik, aidiyet bilinci… Bunlar bizi var eden temellerdir.
Kendimize, özümüze dönmek zorundayız.
İnsanlık tarihine çok şey sunabilecek bir fıtrata sahip olduğumuzu unutmamalıyız.
Toprağın altında nice medeniyetlerin çöktüğünü bilmek, insanoğluna kibre kapılmamayı öğretmelidir.
Şimdi eski sistem işlevsiz kalıyor. Bu, yeni bir sürece geçişin habercisi durumudur.
Esas mesele, bu durumda kendi değerlerimizi ne kadar ileriye taşıyabileceğiz mevzusudur.
Her çağ kendi doktrinini üretir...
Durumun ne kadar idrakindeyiz?
Ne kadar ortak gelecek tahayyülüne aynı pencereden bakabiliyoruz?
Her çağ kendi doktrinini üretir.
Çıkara dayalı hiçbir doktrin uzun ömürlü olmadı. İçinde adalet olmayan sistemler hep çöktü.
İdrak etmemiz gereken şey de budur.
Daha adil bir dünya sistemine katkı sağlamak için dayatılan bu sisteme rağmen nasıl bir gelecek tasavvuru içinde olduğumuzun farkında mıyız?
Sorulara cevap vermeliyiz.
Görevimizdir…

