Başka bir gazetede çalışıp, ara sıra servisimize gelen genç bir muhabir arkadaş var.
Bizim gazetedeki samimi arkadaşlarını ziyaretinde bazen bana da uğrar.
Başarılı bir futbolcunun küçük kardeşi kendisi... Her karşılaşmamızda mutlaka futbolcu ağabeyisinin kulağını çınlatırız. Bu genç muhabir anlatıyor: * * * "Şansıma hiç güvenmem ama, iki hafta önce oturdum toto oynadım. İlk kez denemiştim.
Gündüz saat onikideki maçtan itibaren karşılaşmaları daha bir heyecanla izlemeye başladım. İlk maçı tutturmuştum. İkibuçuktaki maçlar bittiğinde çok şaşırdım. Tam 12 maçı da doğru tahmin etmiştim! Ve kaldı bir maç... Akşam oynanacak. (0) diye tahmin yazmıştım. Beraberlik yani... Büyük ikramiye tam üçyüz milyardı, (1 milyon dolara yakın)... Maçın berabere bitmesine üç dakika kalmıştı! Ya da, başka bir deyişle, sayılı zenginlerden biri olmak üzereydim. Hatırlarsınız; (x)-(xspor) maçıydı. Hani seksen yedinci dakikada kornerden gelen topu kaleci yumruklamıştı da... O uzaktan bazuka şut gol olmuştu ya... Hayallerimi çime gömen gol... Maçtan sonra soyunma odasına indim. - Yaktın beni abiciğim, yaktın beni! dedim. Ağabeyimin dünyadan haberi yok tabii,
- Hayırdır, gol atmama sevinmedin mi? dedi. Ben biraz da şakayla karışık: - İlk defa senin golüne sevinemedim abi. Beş haftadır atamıyorsun, bula bula bu maçı mı buldun? Kardeşinin üçyüz milyarını yedin, afiyet olsun! dedim."

