Gazeteci, arka arkaya çalan zille irkildi. İşe gitmek için hazırlanıyordu. Kapıyı açtı; jandarma! İki jandarma, tam techizat kapıdaydı. İsmini teyid ettiler ve "Gidelim" dediler.
Şakaları yoktu... * * * Savcının karşısına çıktığında korku ve endişesi had safhadaydı.
Oysa savcı çok cana yakın, çok içten, babacan bir adamdı. - Hoşgeldiniz (...........) bey, buyurun oturun, dedi. Bizim gazeteci rahatlamasına çok rahatladı da cesareti de yerine geldiği için hemen sordu: - Bu muamele niye savcı bey? Ben azılı kâtil değilim ki böyle "mevcutlu" getirdiniz. - Dur bi bakiim senin dosyaya, dedi savcı. Katip dolaptan dosyayı ararken savcı: - Çay içer misin, diye sordu. İçeceğini söyledi gazeteci. * * * O bir gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü''ydü. Sorumlu müdür, bir gazetede çıkan bütün haber, yorum ve fotoğraflardan sorumludur. Bunlar dava konusu olduğunda, eserin sahibiyle birlikte Sorumlu Müdür de dava edilir. - Suçunuz da modası geçmiş bir suç, dedi savcı dosyayı okurken... Tinerci çocukların gözüne siyah bant atmamışsınız. Hangi gazete bant atıyor ki kardeşim... 18 yaşından küçük çocuklar adliyelik olursa, gözleri siyah bantla kapatılır kanun gereği... Pek de itaat eden yoktur ya... Gazeteci, jandarma bölgesindeki bir sitede oturduğu için polis yerine jandarma ile getirilmişti...
De: - Peki başka savcılıklardan her zaman yazılı tebligat gelir. Sizden çağrı gelmedi, diye sormak da hakkı... İster inanın ister inanmayın, savcı şu cevabı verdi: - Pul parası yok ki kardeşim.

