Kaydet
a- | +A

Ligin son maçlarını bilirsiniz. Şampiyonluk yarışı ile küme düşmeme mücadelesi olanca hızıyla nefes keser. Ligin altı ve üstünde ateş olur. Puan, aslanın midesindedir. * * * Böyle bir sezon sonuydu.

"Yukarıda" iki takım şampiyonluk için birbiriyle yarışıyordu. "En alttakiler" ise son bir gayretle lige tutunabilmek için canhıraş bir mücadelenin içindeydi. Bir takım, haftalar öncesinden düşmüştü. Çok kullanılan kibarca ifadesiyle, "maçlarını centilmence oynuyordu." İki takım ise düşme korkusunu Demokles''in kılıcı gibi başlarının üstünde hissediyordu.

Bunlardan biri Ankara takımıydı. Diğeri ise, ligden düşmüş olan takımla oynayacaktı; dolayısıyla biraz daha avantajlıydı. İşte bu maçtayız. * * * Ligden düşmesi kesinleşmiş takımla düşmemek için direnen takımı karşı karşıya getiren maçta heyecan yoktu.

Çünkü, ligden düşmüş olan takım, önüne gelene yeniliyordu zaten... Rakip takım için 3 puan, "çantada keklikti." Ama öyle olmadı; küme düşmüş takımın kalecisi tek başına bütün rakibe karşı koyuyordu. Genç kaleci, sayısız gol şutu ve bir de penaltı kurtararak, maçın golsüz bitmesini sağladı. Ligde kalmak için çırpınan takım, kendi sahasında ve coşkulu seyircisinin önünde, altından daha değerli 2 puan kaybetmişti. O hafta, düşmenin diğer adayı olan Ankara takımı da berabere kalmıştı. * * * Kümede kalma yolunda çekiştikleri takım, zayıf rakibiyle berabere kaldığı için, Ankara takımı adeta zafer sevinci içindeydi. Artık avantaj onlara geçmişti ve son maçı kazandıkları takdirde, ligde kalacaklardı. Bu takımın teknik direktörünün telefonu çaldı: - Hocam, ben kaleci (...............). Bu, ligden düşen takımın, son maçta müthiş bir performans gösteren kalecisiydi. - Vayy, sen misin oğlum! Tebrik ederim seni! Bizi resmen kurtardın. Sağol. Gözlerinden öperim. - Bu kadar mı hocam?

- Nasıl yani? - Ben para isteyecektim...

ÖNE ÇIKANLAR