Hakemler... Sahipsiz insanlar...
Yabancı bir meslektaşımın deyimiyle, "Hiçbir muhalefete imkan vermeden dikta rejimini sürdüren aşağılık diktatörler..."
Düdüğüne üflediği nefesle golleri kabul ya da iptal eden "nefretlik adamlar..." Sarı ve kırmızı renklerle "racon kesenler..."
Saha içindeki 22 futbolcudan daha çok koşup, bu özverilerin karşılığını da ıslık ve küfürlerle alanlar...
Yenilenler onun yüzünden yenilir, yeneler ise "ona rağmen" kazanır. Kara gömlekleriyle acaba kendi yaslarını mı tutmaktadırlar? * * * İstanbul''da "ünlü" bir takımla "sıradan" bir takımın mücadelesi... Hakem, kendisine küfreden ünlü takım futbolcusunu oyundan attı. Kural gereği soyunma odasına gitmesi gereken ünlü futbolcu, kale arkasına "mevzilendi." Kenardan, hakemin her düdüğünü protesto ediyordu kırmızı kart gören futbolcu... El-kol hareketleriyle seyirciye adres gösterirken, kendi hatasını da örtmeye çalışıyordu. Hakem için zor bir durumdu; oyundan attığı futbolcuyu soyunma odasına gönderse, ortamın daha da gerileceğini biliyordu.
Az sonra, saha kenarında taşkınlık yapan futbolcunun ortadan kaybolduğunu gördü. Maç sonrasında, polis kalkanlarına rağmen seyircinin atabileceği herşeyi kafasına yedi hakem... Evine değil, hastaneye gitti.
Çok içerlemişti; hakemliği bırakmayı bile düşündü. Daha sonra aldığı bir telefon, onu kararından döndürdüğü gibi, "İyi ki bu işi yapıyorum" sevincini bile getirdi. Kırmızı kart gören futbolcunun teknik direktörü, hastaneye telefon etmişti: "Futbolcum (...............) ve taraftarlarımızın taşkınlıkları için sizden özür dilerim hocam. Sizin sahadan attığınız oyuncuyu ben de staddan kovdum. Ama, seyirciye birşey yapamam. Çok iyi bir maç yönettiniz. Bundan sonra bütün çabalarım ve sözlerim seyircinin terbiyesi üstüne olacak. Tekrar özür dilerim."

