- Alo abi nasılsın, hatırladın mı beni? * * *
Bir büyük kulübün altyasınından yetişip, kapı önüne konduktan sonra bana gelmişti. Nişanlıydı; İkinci Lig, olmazsa Üçücü Lig takımlarından birine gitmek istiyordu. Mümkünse İstanbul civarında... * * *
Onu sezon içinde ekranda, bir Birinci Lig takımında görünce şaşırmıştım. Üstelik, kırk yıllık tecrübeli gibi çok soğukkanlı ve başarılı bir maç çıkarmıştı. - Alo abi nasılsın, hatırladın mı beni? Hatırlamıştım. Bir süre sohbet ettikten sonra bana: - Abi anlamlı bir slogan söyle, dedi. - Nereden çıktı bu şimdi? - Ben sezon başında sana geldiğimde haber yapmıştın. Belki bu transferimde onun da katkısı olmuştur. Bu hafta biliyorsun lig liderine karşı oynayacağız. - Sadece lig lideri mi? Senin yetiştiğin takım değil mi? - Haklısın. Ama şu anda onlar benim için sadece lig lideri ve rakip. Pazar günü onlara gol atıp beni kovmalarının intikamını alacağım. Bana bir slogan söyle, onu tişörtüme yazıp formamın altına giyeyim. Gol atınca foto muhabirlerine göstereceğim. Sen her hafta ibretli şeyler yazıyorsun, çarpıcı bir cümle söyle. - Ya atamazsan? Bak daha önce böyle bir olay yazmıştım; çocuk tişörtüne "Goooll" diye yazıp maça çıkıyor, kendi kalesine gol atıyor! - Benim atmam şart değil abi, galip gelelim, hatta bir puan alalım yeter. Yine sevineceğiz nasılsa... O zaman poz vereceğim o tişörtle... - Peki. O zaman centilmenlikle ilgili birşey olsun. Şöyle yaz: "Herşey kazanmak değildir" - Benim duygularımı yansıtmıyor ama... Gerçi bu herifler kendilerini Kaf Dağı''nda görüyor. Olabilir. Hatta onlara ders olur. * * *
Maçın daha onbeşinci dakikasıydı. Bizim futbolcu delikanlı, savunmada oynuyordu. İki kez ileri çıktı, köşe vuruşlarında... Topa dokunamadan geri geldi. Üçüncüsünde savunmanın son adamı olarak topla çıkarken rakibe kaptırdı topu... Rakibi artık tek başına gole gidiyordu ve ona yapacak tek şey kalmıştı; arkadan düşürdü ve intikam için çıktığı maçın daha ilk çeyreğinde kırmızı kartla oyundan atıldı.

