Çılgınlığın her türlüsünü hergün yeni örneklerle yaşayan Amerika, şok bir haberle sarsıldı. Ünlü bir futbolcu, karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu, olayın tek şüphelisi olarak, polisin TV''lerden de naklen yayınlanan heyecanlı takibiyle yakalanmıştı ama, karısının cesedi ortalıkta yoktu. * * *
Duruşma, Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı, yargıca ve sanığa sırtı dönük, elleri kah cebinde, kah havada çeşitli şekiller çizerek heyecanlı cümlelerle jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu: - Sayın jüri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1''den 10''a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek.
Gerçekten de avukat saymaya başladı: - 7... 8... 9... 10... dediğinde bütün jüri üyeleri kapıya döndü.
Kimse girmedi içeri. Üyeler soran gözlerle avukata bakıyordu. Avukat bir savunma dehasıydı; öldürücü hamlesini yaptı:
- Bakın siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz, çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. İşte kararınızı buna göre vermenizi talep ediyorum. * * *
Jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.
Mahkeme çıkışında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı: - 10''a kadar saydığımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız? - Doğru, dedi jüri başkanı, ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu.

