Bir takım ki... Yönetenlerin ve oynayanların kendileri de inanmıyordu ama... Her sene olduğu gibi o sezona da "şampiyonluk" parolasıyla -ya da palavrasıyla- başlamışlardı. Şampiyonluk, sadece taraftarın inandığı bir fanteziydi oysa... Ünlü başkanın "esir aldığı" koca kulüp, daha ligin üçte biri bile oynanmadan hayali hedefinin çok uzağına düşmüştü. * * * O haftaki maçları doğudaydı. Ligde tutunabilmek için çırpınan bir takımla oynuyorlardı. Şampiyonluk adayı (!), silik, kişiliksiz bir oyundan sonra zayıf rakibine yenildi. Türkiye''de yenildikten sonra futbolcunun işi zor; üzüntü rolü keseceksin, başın önde yürüyeceksin, televizyon mikrofonlarını elinin tersiyle iteceksin. Onlar da öyle yaptılar. * * * Futbolcular çoktan hazmetmişti de stadın yarı tribünlerini doldurmuş taraftar bir türlü içine sindiremiyordu bu hezimeti... Nasıl olurdu da koca (!) takım, böylesine tecrübesiz ve sıradan bir takıma boyun eğerdi? Evet, burası rakip sahaydı ama sonuçta oynayanlar futbolculardı. ... Ortada bir gerçek vardı: Hakem maçın bitiş düdüğünü çaldığında tabelada iki-bir büyük (!) takımın mağlubiyeti yazıyordu.
* * * - Kelin penumlan, dedi iki arkadaşına... - Nereye kidiyiruk? - Kelin pakalum hele daa...
Bulundukları tribünden yukarı tırmanarak tabela değiştiren adamın yanına gittiler. Gol oldukça, bir numarayı çıkarıp diğerini takmaktan başka görevi ve günahı olmayan adamı sille tokat dövdüler. Sonra da kendi takımlarının adının önüne büyük rakamı koymasını emrettiler. Tabelacı da öyle yaptı. İki-bir kazanmış oldular! * * * Yıllardır hep böyle kazanıyorlardı zaten...

