Ceketini giydi, çıkmaya yeltendi. - Şu çocuğun isteğine daha ne kadar kulak tıkayacaksın, diye sordu karısı.
- Hangi isteği, diye bilmezden geldi adam. - Yapma! Futbolu kafasına koymuş bir kere. Sana birşey diyemiyor ama benim başımın etini yiyor sürekli. Ne olur yardımcı olsan... - Yahu okusun istiyoruz. Futbolun büyüsüne kapılıp para ve şöhret peşinde koşmakla ne elde edecek? İstikbâl var mı, yeteneği var mı?
- Yetenek dediğin nedir? Ayakkabı, pantolon yetiştiremiyorum. Okuldan eve kendisini zor atıyor; çim lekeli giysilerini yıkamaktan bıktım. Futboldan başka hayatı mı var? İnsanlık tarihinin değişmez gerçeğidir; bir kadın birşeyi istedi mi, elde eder. Pes etti adam: - Peki, deneyelim, deyip kapıyı çekti. * * * Noterden "muvafakatname" çıkarttı adam... Yani "oğlunun futbola resmen başvurmasına razı olma" belgesi...
Eşine teslim etti: - Gitsin, müracaat etsin. * * * Dosyayı kulübe teslim eden çocuk, seçmelere katıldı. İstanbul''un üç büyüklerinin dışında, -o zaman- 1.Lig''de oynayan kulüplerinden biriydi. Çocuk, yaşına göre gelişmiş vücudu ve altyapı hocalarının isteğiyle defansta denendi. Yarım saat oyunda kaldı. Fena değildi. Babası, kulüp binasının penceresinden seçmeleri seyrediyordu. 41 futbolcu adayından 13 tanesini seçtiler. Futboldan başka birşey düşünmeyen genç, seçilemedi. Hem de... Hem de, kulübün altyapısının başında bulunan, ama o gün seçmelere çıkmayıp yardımcılarını görevlendiren babasına rağmen...

