Bir kolejin okul-aile birliği başkanı beni aradı:
- 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla okulumuzda bir panel düzenlemek istiyoruz, yardımcı olur musunuz?
Bir sürü işin arasında tam bir angaryaydı ama, hayır diyemedim:
- Benden ne istiyorsunuz?
- Sizin tanıdıklarınız vardır; bir spor yazarı, bir de şampiyon takımın bir futbolcusunu getirebilir misiniz? Sizden de paneli yönetmenizi istiyoruz.
"Peki" deyince yapmak lazım. Söylenen tarihe bir ay filan vardı.
- Peki, dedim.
* * *
19 Mayıs''a bir hafta kala başkan tekrar aradı:
- Geliyorsunuz di mi? Plaket hazırlayıp, duyuru yapacağız.
- Elbette... Peki dedim ya... Problem yok.
* * *
Her iki yazısından birinde "gençlere hayranlığını" dile getiren, panel panel dolaşmaktan özel zevk alan ünlü bir spor yazarını aradım.
- Seve seve, dedi.
Şampiyon takımın muhabirliğini yapan arkadaşıma da bir futbolcu ismi vererek, davetimizi iletmesini söyledim.
O da "tamam" demiş.
* * *
Panel günü geldi çattı. Şampiyon takım, yurt dışından önemli bir maçtan yeni dönmüştü.
Panel vaktinden yarım saat önce okula gittim.
Biraz sonra futbolcu geldi.
Salon tıka basa dolmuştu; öğrenci ve velilerin ellerinde bayraklar, çiçekler...
Önceden hazırlanmış marş bantları, plaketler...
Panel saati geçmeye başladı, spor yazarımız ortalıkta yok!
Yarım saat, bir saat; ı-ıh, gelmedi!
Tam bir buçuk saat geçikmeyle ben ve futbolcu panel için salona girdik.
"Seve seve" diyen spor yazarı ne yazık ki gelmemişti.
Futbolcu ise, nasıl geldiğini şöyle fısıldamıştı bana:
- Biliyorsunuz dün zor bir maçtan döndük. Bugün ise benim evlilik yıldönümüm. Meğer eşim bana bir sürpriz hazırlamış; bu sabah sizin gazeteden aramasaydılar şimdi Singapur''a gitmek üzere gökyüzünde olacaktık! Söz verdiğimizi hatırlayınca iptal ettik!

