"Çirkin" demeyelim de...
Fazla yakışıklı değildi. Güreşi bırakalı bir yıl olmuştu. Büyük hayallerle çıktığı minder macerasında, üç kez Milli Takım''a seçilmiş, bir Avrupa dördüncülüğüyle bu defteri kapatmıştı. Beş Türkiye Şampiyonluğu vardı. Hepsi bu... * * * Uyuşturucu işine adı karıştığında daha otuziki yaşındaydı. Mahalle kadınları, bugüne kadar herhangi bir falsosunu görmedikleri bu "siporcu mudur nedir" zayıf ve asık suratlı gencin böyle "beyaz meyaz"la adının çıkmasına bula bula, "Canım zaten tipi bozuğun biriydi" yaftasını buldular. Eski güreşçi, uyuşturucu pazarlamaktan gözaltına alındı, bir gece nezarette kaldıktan sonra salıverildi. Ve bu olaydan sonra güreşçinin evi kendisine nezarethane oldu. Artık kolay kolay dışarı çıkmıyor, kimsenin yüzüne bakamıyordu. * * * Gözaltın alındığı gün, ilk kez yedi yaşındaki kızını okula götüreceği tutmuştu. Nazlı kızının yol boyunca sıraladığı bir sürü istek için kırtasiyeciye uğrayıp, pastel boya, kuru boya, resim defteri, gerekli gereksiz bir sürü şey almışlardı. Kızı dükkânı istese, onu da alırdı. Okulun demir parmaklıklı bahçesine geldiklerinde kızını öpüp içeri gönderdi. (O günlerde terör "tavana vurmuştu"; İstanbul''da bir okulun tuvaletine saatli bomba konduğu günden beri öğrenci velileri bile okul bahçelerine alınmıyordu.) İlkokulun bitişiğinde Endüstri Meslek Lisesi vardı. Güreşçi, birçok veli gibi, kızının bahçeyi adımlayıp binadan içeri girişine kadar seyretti onu... Sigara içiyordu. Derken, iki kişi koluna girdi ve gürültü patırdı çıkarmadan hızla bir arabaya sokup, hareket ettiler. * * * Nezaretteki sorguda anlaşıldı ki, o günlerde televizyon programları, gazete haberleriyle sürekli gündemde tutulan "okul önlerinde uyuşturucu tacirleri" için polis tedbirler alırken küçük bir hata olmuş, "kuru"nun yanında "yaş" da gözaltına alınmıştı! Ve o "yaş", gözyaşı olmuş, kızına bir türlü o öğlen olan biteni anlata-mıyor-du...

