Kaydet
a- | +A

İstanbul’da yaşamak, biraz da "o büyük günün" gölgesiyle barışık olmaya çalışmak demek. 'Deprem bu şehrin yabancısı değil, ev sahibi' diyorlar, ne kadar doğru değil mi? Çoğunluk bu konuda hemfikir diye düşünüyorum. Ama dürüst olalım; bugün korkumuzun asıl sebebi yerin altındaki o devasa enerji değil, yerin üzerindeki o nefes nefese kalmış sıkışmışlık.

Penceremizi açtığımızda karşı binadaki komşumuzla selamlaşabildiğimiz, sokaklarında iki arabanın yan yana geçemediği, gökyüzünü görmek için başımızı iyice geriye atmak zorunda kaldığımız bir İstanbul... Bu tablo, sadece hızlı büyümenin değil, "başımı sokacak yerim olsun da gerisi kalsın" dediğimiz o eski, yorgun sabırsızlığımızın mirası.

ÇIKIŞ YOLU NE TARAF?

Sadece "evim yıkılır mı?" korkusu yaşıyorsanız büyük resmi göremiyorsunuz demektir. Mühendislik harikası, sapasağlam bir binada oturduğunuzu varsayayım, sokağınıza bir ambulans giremiyorsa, deprem anında sığınacağınız bir avuç toprak, bir park alanı bulamıyorsanız, o sağlamlık biraz eksik kalmıyor mu sizce de? Biz yıllarca binalar diktik ama "yaşam alanları" kurmayı unuttuk. Güvenliği hıza, ferahlığı ise ranta kurban ettik. Şimdi ise o yorgun binaların ve daracık mahallelerin arasından çıkış yolu arıyoruz.

MAKYAJDAN KURTULMA ZAMANI!

Eleştiri oklarını sadece müteahhitlere ya da kurumlara yöneltmek işin kolayı. Asıl yüzleşmemiz gereken şey, bizim "kentleşme kültürümüz." Bir evi sadece dört duvardan ibaret gören, estetiği ve güvenliği bir lüks sayan o bakış açısını değiştirmeden, binaları yenilemek sadece makyajdan ibaret kalacak.

Artık sadece bina değil, "erişilebilir bir mahalle" hayal etmek zorundayız. İtfaiyenin yolunu gözlemediği, çocukların sarsıntı bittiğinde koşup toplanabileceği meydanları olan, bilimin ve aklın elinden tutmuş bir İstanbul... Bu, mimarından ev sahibine, komşusundan mahalle muhtarına kadar hepimizin ortak görevi olmalı.

ŞANS DEĞİL PLAN KURTARACAK

İstanbul depremi bir "ihtimal" değil, maalesef takvimi belli olmayan bir "randevu." O kapı çalındığında bizi kurtaracak olan şey ise şansımız olmayacak. Bizi; bugün attığımız o bilinçli adımlar, "buradan bir daire daha çıkar mı?" yerine "buradan bir can nasıl daha kolay kurtulur?" diye sorduğumuz o sağduyulu projeler kurtaracak.

Bu şehir, asırlardır üzerinde yaşayanları bağrına bastı. Şimdi sıra bizde. Bu kadim şehir de, üzerinde yaşayan her bir can korkuyla değil güvenle uyanmayı hak ediyor.

Bugün, o dar sokağımıza bir kez daha bakalım; bize ne söylüyor?