Kaydet
a- | +A

Avrupa genelinde yaz ayları artık sadece güneşli ve keyifli geçmiyor. Kıta için yaz 40 santigrat dereceyi bulan ve bütün zamanların rekorlarını altüst eden ekstrem sıcak hava dalgalarını ifade ediyor. Dünya Meteoroloji Örgütü (DSÖ) verilerine göre Avrupa küresel ortalamanın iki katı hızla ısınıyor. Buna rağmen, kavurucu yaz sıcaklarına karşı küresel çapta en yaygın çözüm olan klima kullanımı, şaşırtıcı derecede düşük. ABD ve Japonya'da hanelerin klima sahipliği oranı yüzde 90 civarında. Avrupa genelinde ortalama yüzde 20 seviyelerinde kalıyor. Hatta İngiltere’de yüzde 5, Almanya’da ise yüzde 3 gibi çarpıcı biçimde düşük oranlar dikkat çekiyor.

ESTETİK KAYGISI

Peki, sıcaklıklar bu kadar tırmanırken Avrupalıların klima kullanmamakta direnmesi niçin? Bunun cevabı hem mimari hem ekonomik hem de kültürel sebeplerin bir araya gelmesiyle açıklanıyor. Bu direnişin en büyük yapısal nedeni, kıtanın tarihsel konut stokunda yatıyor. Avrupa'daki evlerin büyük bir kısmı, yazların serin veya ılıman geçtiği dönemlerde, ısıyı içeride tutmak amacıyla kalın taş duvarlar ve yüksek yalıtımlarla inşa edilmiş. Kışın enerji tasarrufu sağlayan bu yapısal özellik, modern yaz sıcaklarında evlerin adeta birer fırına dönüşmesine neden oluyor. Üstelik özellikle Almanya ve Kuzey Avrupa ülkelerinde, apartmanların dış cephesine klima motoru takmak katı estetik kurallara, komşuluk hukukuna tabi. Bu da tarihî binaların dış görünüşünü bozma yasağı, bireysel klima montajlarının önündeki en büyük yasal engeli oluşturuyor.

"YILDA İKİ HAFTA DAYANIRIZ"

Ekonomik faktörler ve yüksek enerji maliyetleri de bu kararda büyük rol oynuyor. Avrupa, enerji arzı konusunda dışa bağımlılığı azaltmaya çalışırken özellikle elektrik fiyatlarında ciddi artışlarla karşı karşıya kalıyor. Birçok hane halkı, yüksek elektrik faturalarından kaçınmak için vantilatör veya geleneksel panjur sistemlerini tercih ediyor. Klima, orta ve kuzey Avrupa'da hâlâ "yılda sadece iki üç hafta ihtiyaç duyulan pahalı bir lüks" olarak görülüyor. Sıcaklığın daha boğucu olduğu Güney Avrupa ülkelerinde bile klima sahipliği ancak yüzde 50.

KLİMA DIŞARIYI ISITIYOR!

İşin bir de çevre bilinci ve kültürel yaklaşım boyutu bulunuyor. Avrupa Birliği’nin (AB) Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda, karbon salınımını azaltmak toplumsal bir refleks hâline geldi. Burada ciddi bir klima paradoksu devreye giriyor. Klimalar içeriyi serinletirken dışarıya sıcak hava üfler; Paris'te yapılan araştırmalar yoğun klima kullanımının şehir içi dış sıcaklığı 2 ila 4 santigrat derece artırabildiğini gösteriyor. Ayrıca klimalarda kullanılan florlu gazlar, küresel ısınmayı tetikleyen güçlü sera gazları olduğu için AB bu gazların kullanımını hızla kısıtlıyor. Bunun yanı sıra Avrupalılarda, yapay soğuk havanın kas tutulmalarına ve soğuk algınlığına yol açarak sağlığı bozduğuna dair köklü bir kültürel inanış mevcut.

ÇEVRECİ DİRENİŞ KIRILIYOR

Fakat iklim krizi kapıyı değil, artık duvarları zorluyor. Aşırı sıcakların kronik sağlık sorunlarına ve Avrupa'da her yıl binlerce ısı kaynaklı ölüme yol açması, bu tarihsel direnişi kırmaya başladı. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), mevcut trendler devam ederse Avrupa'daki klima stokunun 2050 yılına kadar iki katına çıkacağını tahmin ediyor. Kıta, önümüzdeki yıllarda hem karbon nötr hedeflerini korumak hem de nüfusunu ölümcül sıcak dalgalarından korumak için propan gazlı yeni nesil klimalara, ısı pompalarına ve mekanik soğutma ihtiyacını azaltan akıllı pasif mimari çözümlere geçiş yapmak zorunda kalacak.