Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İran fırtınasında Ankara’nın pusulası
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran’daki gelişmeler; ABD-İran gerilimi ve İsrail’in İran içindeki eylemlere müdahil olduğu yönündeki iddialar üzerinden Türkiye’nin bu sürece nasıl yaklaştığı sorusunu gündeme getiriyor. Bu bağlamda, konuya dair kısa notlar paylaşmak istiyorum...

Yakın siyasi tarihimiz, bölgesel siyasi dalgalanmaların sosyolojik ve ekonomik sonuçlarının ne denli ağır olabildiğini defalarca ve birlikte tecrübe ettiğimizi gösteriyor.
Komşumuz İran ise bu örneklerden ayrışan, yapısı itibarıyla daha karmaşık, sonuçları bakımından ise çok daha ağır etkiler doğurma potansiyeline sahip bir ülke konumunda. Bu nedenle Türkiye’nin, söz konusu gelişmeler karşısında herhangi bir tarafın yanında ya da karşısında konumlanmaktan özellikle kaçındığı açıkça görülüyor.

Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da yıllık basın toplantısında İran’a ilişkin yöneltilen sorulara cevaben, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir askerî müdahaleyi arzu etmediğini, aksine Tahran ile Washington arasında tırmanan krizin bir an önce çözüme kavuşturulmasından yana olduğunu net biçimde ifade etti. Türkiye’nin sorunların çözümünde benimsediği bu yaklaşımın, bölgesel istikrar açısından son derece anlamlı olduğunu da özellikle vurgulamak gerekiyor.

İran’ın iç yapısına bakıldığında, topyekûn ve yekpare bir toplumsal sesin olmadığı görülmektedir. Böylesi bir tabloda artan toplumsal hareketlilik, farklı kesimlerin karşı karşıya gelmesine kapı aralamaktadır. Bu durum, yeni bir iç savaş ihtimalini dahi içinde barındırmaktadır. Böyle bir senaryonun bölgesel taşkınlıklara yol açma ihtimali üzerinde ciddiyetle düşünmek gerekmektedir.

Dolayısıyla Türkiye, İran’daki gelişmeleri ideolojik okumalarla değil, doğuracağı reel sonuçlar üzerinden analiz etmektedir. İran, tek katmanlı bir toplumsal yapıya sahip olmadığından sokağa çıkan itirazcılar olduğu kadar, rejim yanlısı kitlelerin varlığı da göz ardı edilemez. Böyle bir yapıyı dış müdahalelerle harekete geçirme çabası, en çok bölgenin asli aktörlerine zarar verecektir.

Bu noktada asıl soru şudur: İran yönetimi, kendi içinden yükselen reform taleplerine nasıl bir karşılık verecektir?
İç istikrarın güçlendirilmesi, dış müdahalelere açık kapıların kapanması anlamına gelir.

Türkiye’nin stratejisi nedir?

Türkiye, bölgesel savaşların ve istikrarsızlıkların bedelini fazlasıyla ödemiş ve hâlen ödemeye devam eden bir ülkedir. Huzur ve refahı inşa ederken bu süreçte ayağına takılan taşları da bizzat tecrübe etmiştir. İran meselesine ideolojik ve politik söylemlerden arındırılmış biçimde bakıldığında, muhtemel bir gerilim ya da askerî hareketliliğin; bölgesel istikrarsızlığı, ekonomik sorunları ve göç baskısını kaçınılmaz olarak artıracağı açıktır.

Türkiye, meseleyi yalnızca İran özelinde değil, tüm bölgeye yansıyacak etkileriyle birlikte değerlendirmektedir. Tekrar etmekte fayda vardır: İran, kendi iç sorunlarını, halkın itiraz ettiği temel başlıkları, adil olmayan ekonomik dağılımı ve özgürlük taleplerini çözmek zorundadır. Yeni reform adımları ve toplumun geniş kesimlerini memnun edecek düzenlemeler, bölgesel istikrar açısından hayati önemdedir.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun konuşması dinlenildiğinde, âdeta bir akıl tutulmasına şahit olundu. Pompeo’nun İran içindeki İsrail etkisinden söz ederken kullandığı, “Sokağa çıkan her İran vatandaşını ve yanındaki MOSSAD üyelerini selamlıyorum” ifadesi, durumun vahametini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür söylemler, bir yandan İran içindeki farklı yapılara işaret ederken, diğer yandan toplumda herkesin birbirine ajan gözüyle bakmasına yol açan, toplumsal birliği hedef alan son derece tehlikeli dil üretmektedir.

İran ve İsrail…

Rusya’nın girişimiyle tarafların birbirlerine saldırmayacaklarına dair mesajlar ilettiği görülmektedir. Rusya’nın bu süreçteki tutumu önemlidir. Sahip olduğu imkânları ve özellikle İsrail ile olan ilişkilerini bu yönde kullanacağı anlaşılmaktadır. ABD Başkanı’nın şimdilik “sakin durması” ise her zaman bu çizgide kalacağı anlamına gelmemektedir. İran-ABD hattındaki ilişkilerin nasıl şekilleneceği bu noktada belirleyici olacaktır.

Öte yandan İran, son gelişmeler ışığında yüzünü küresel Batı’ya mı yoksa küresel Doğu’ya mı çevirecektir? Bu tercih, önümüzdeki dönemde masaya gelecek pazarlıkların önemli başlıklarından biri olmaya adaydır.

İran’daki Türkler…

Sürecin geneline bakıldığında, İran Türklerinin gelişmelere doğrudan müdahil olmadıkları görülmektedir. Her ne kadar onları sokağa çekme yönünde çabalar olsa da Tebriz merkezli aklın Türkiye ile paralel bir düşünce sistemine sahip olduğu dikkati çekmektedir. Her türlü askerî müdahaleye karşı duran, İsrail’in bölgesel dizayn girişimlerine karşı uyanık duruş sergileyen bir yapıdan söz etmek mümkündür.

Ancak bu tablo, İran Türkleri arasında yetişmiş fikir insanlarına yönelik Tahran’ın baskılarının olmadığı anlamına gelmemektedir. İran yönetimi, farklı görüşlere karşı politikalarını yumuşatmadığı sürece, dış müdahaleler için fırsat kapılarını açık tutmuş olur. İsrail’in, İran’ın yumuşak karnına oynadığı ve oynamaya devam edeceği açıktır. Bu fırsatları kimin verdiği üzerine İran yönetiminin ciddi biçimde düşünmesi gerekmektedir.

İran, yalnızca iç politikada değil, bölgesel politikalarında da reforma gitmek zorundadır... Türkiye’ye yönelik hamlelerin, sadece Türkiye’ye değil, tüm bölgeye zarar verdiğini görmek durumundadır. Aksi takdirde, kendi eliyle hem ülkesini hem de bölgeyi ateşe atmış olacaktır!..

Türkiye, komşusu İran için her zaman istikrarı ve toprak bütünlüğünü savunmuştur. Ancak İran iç sorunlarını çözmeden bu savunmaların uzun vadede kalıcı olması zor görünmektedir. Komşu İran’ın ve İran halkının huzuru ve istikrarı, Türkiye açısından önemlidir.

Türkiye’nin arka planda yürüttüğü yoğun diplomasi ve çabalar, İran’daki son gelişmelerin aklıselim bir sonuca ulaşması içindir. Türk dış politikası ve Millî İstihbarat, İran ve çevresindeki gelişmeleri, küresel bağlamı ve bölgenin kalıcı huzurunu inşa edecek faktörleri dikkate alarak değerlendirmektedir.

Dolayısıyla İran meselesine ilişkin tek cümlelik, basit ve tek yönlü cevaplar bulmak mümkün değildir. Uzun vadeli stratejiler üretmek, gelişmelere göre siyaset belirlemek ve kalıcı istikrarı inşa edecek çözümler geliştirmek, Ankara açısından temel önceliktir.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

ÖNE ÇIKANLAR