İsrail, Orta Doğu’dan Afrika’ya uzanan geniş bir hatta yeni bir hâkimiyet alanı inşa etme arayışındadır. Somaliland’ı tanıma hamlesiyle Somali’deki Türkiye etkisini zayıflatmaya çalışmaktadır. Zira Afrika Boynuzu, İsrail açısından denizlere açılım, petrol ve zengin yer altı kaynakları bakımından stratejik öneme sahiptir...
İsrail, hedef aldığı tüm coğrafyaların parçalanmasını stratejik zorunluluk olarak görmektedir... Orta Doğu’da terör örgütleri üzerinden yıllardır kurmak istediği düzen, Türkiye’nin sahadaki varlığı ve kararlı hamleleri nedeniyle akamete uğramaktadır. Suriye ve Irak hattında yaşananları doğru okuyabilmek için, İsrail’in uzun vadeli hedeflerine dikkatle bakmak gerekir.
Suriye’nin parçalanması, İsrail’in genişleme stratejisinin açık bir parçasıdır. Kürt nüfus üzerinden kurgulanmak istenen planların nihai hedefi de gizli değildir. İsrail, etki alanı olarak gördüğü tüm bölgelerde ABD’den aldığı güç ve küresel siyonist yapının sağladığı destekle adım atmaktadır.
Netanyahu yönetiminin Filistin’de sürdürdüğü soykırımın amacı da nettir: Halkı topraklarından sürmek ve İsrail’in arzu ettiği coğrafyada fiilî bir devlet alanı oluşturmak... Bu süreçte, ahlaki zeminini yitirmiş bazı Arap devletlerinin verdiği desteği de görmekteyiz. Somaliland meselesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteği olmasaydı, İsrail bu denli pervasız davranabilir miydi?
İsrail’in bugünkü hamlelerini anlamak için geçmişe bakmak gerekir. II. Dünya Savaşı sonrasında 1947’de İsrail devletinin kuruluş süreci şekillenirken ilk hedef, Afrika Boynuzu’nda bir Yahudi devleti kurmaktı. Avrupa’daki Yahudilerin göç ettirilmesi için Afrika’nın düşünülmesi tesadüf değildir. Yerli halkın direnç göstermeyeceği varsayımı, bölgenin yer altı zenginlikleri ve denizlere çıkış imkânı bu tercihte belirleyici olmuştur. Ancak süreç, daha sonra Filistin topraklarına yönelmiştir.
Bugün İsrail, yeni dünya düzeninde genişlemiş etki alanlarıyla, sınırları fiilen belirlenmiş aktör olarak masada yer almak istemektedir. Kendisi büyürken diğer devletlerin parçalanmasını, küçük ve kontrol edilebilir yapılara dönüşmesini hedeflemektedir. Coğrafyada bu amaca hizmet edebilecek kırılgan yapıların bulunması da İsrail’in işini kolaylaştırmaktadır.
Suriye’de yıllardır devam eden iç savaş da bu stratejinin bir parçası olarak okunmalıdır. Bu tabloda kararlı biçimde direnen tek aktör Türkiye’dir. Dün Suriye’de terörü tetikleyen ve destekleyen İran rejimi, bugün benzer bir baskıyla karşı karşıyadır. İsrail’le sahada uzlaşabilen İran, kendi içindeki kaynayan süreci kontrol edebilecek midir?
İsrail açısından, kontrol edilebilir bir Şah rejimi daha işlevsel görünmektedir. Ancak son gelişmeler, -İran sosyolojisi dikkate alındığında- bunun kolay olmayacağını göstermektedir. Bu süreçte İsrail’in yalnız olmadığı da açıktır. ABD olmadan böyle bir denklemin kurulması mümkün değildir. İngiltere ve Fransa da bu tablonun aktif taraflarıdır.
İran içinde Türk ve Kürt unsurlara devlet kurma imkânı tanınabileceğini dillendirenler de vardır. İsrail açısından parçalı coğrafyaların yönetimi her zaman daha kolay olmuştur. İran, tarihsel olarak Türkiye’ye karşı hasmane tutumlar sergilese de Türkiye için İran’ın istikrarı vazgeçilmezdir!..
İsrail’in stratejileri, dindar ve kardeş toplulukları birbirine düşürmeyi de hedeflemektedir. Tarihe not düşmek adına bunu özellikle vurgulamak gerekir. Bu fitneye izin verilmemeli, özellikle sosyal medya üzerinden inşa edilmeye çalışılan yeni algı dünyası dikkatle okunmalıdır.
Önce dijital alanda toplumları karşı karşıya getiren İsrail aklı, sahada da devletlerin arasına nifak tohumları ekmektedir! Siyonist yapı için, çıkarlarının dışında kalan hiçbir gerçek “dost” yoktur.
Türkiye, Suriye’de, Irak’ta, Afrika Boynuzu’nda ve Akdeniz’de İsrail’le doğrudan karşı karşıyadır. Türkiye’nin, İsrail’in Somaliland hamlesine karşı Somali’de bir uzay merkezi kuracağını ilan etmesi, bu oyuna karşı güçlü ve sert bir cevap olarak değerlendirilmelidir!
Akdeniz’de Yunanistan üzerinden sürdürülen düşmanca hamlelerin karşısında da yine Türkiye vardır. Türkiye’yi kuşatma girişimlerinin nasıl sistematik biçimde hayata geçirilmeye çalışıldığı açıktır. Türkiye ise tüm imkânlarıyla İsrail’i bulunduğu coğrafyada sınırlamayı hedeflemektedir...
Suriye’de yaşananları değerlendirirken bu kritik ayrıntıları göz önünde bulundurmak zorundayız. Somali ve Afrika’daki hamleleri küçümseyip alaycı biçimde “ne işimiz var?” diyenlere kulak asmayın! Cehaletin cesareti fazla olur! Derin stratejik akla sahip olanlar ise neden ve nerede bulunmamız gerektiğini çok iyi bilir.
Türkiye, kadim geleneği, medeniyet tasavvuru ve savaşçı ruhuyla bu coğrafyanın yegâne kurucu gücüdür. Onun güçlü olması ve büyümesi, kader birliği yapan tüm halklar ve ülkeler için hayati önemdedir.
Türkiye ya kazanacaktır ya da kazanacaktır, inşallah...

