ABD Başkanı Trump, yeni barış planı için yeniden harekete geçti. Kremlin de arka plan görüşmelerini resmen teyit etti. Bu çerçevede, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin apar topar İstanbul’a gelmesinin arkasındaki telaşın nedenini artık çok daha net görebiliyoruz. Malum olan şu ki Rusya, istediğini elde edene kadar zamanı ustalıkla kullanan bir aktör. Ukrayna, Avrupa ülkeleriyle birlikte karşı hamle geliştirmeye çalışsa da sürecin asıl motorunun Rusya olduğu aşikâr. Aslında, uzun süredir yazdıklarımızın sahada bire bir teyit edildiği bir dönemi izliyoruz.
Fransa ve Almanya’nın süreci etkileme çabaları sonuç vermiyor; zira Rusya, ara bulucu rolünde savaşın tarafı olan hiçbir aktörü kabul etmiyor. Ancak bu noktada önemli bir istisna var: NATO üyesi Türkiye farklı bir konumda duruyor. Macron’un Türk askerinin Ukrayna’ya gönderilmesi yönündeki teklifi de esasen Paris’in Avrupa merkezli çıkarlarını önceleyen bir çıkış arayışı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in “asla” dediği Avrupa ise kendine yeni bir kapı aralamak istiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Türkiye vurgusuyla ortamı yumuşatma niyeti açık. Macron’un aynı zamanda Türkiye’yi yanına çekme gayretini de göz ardı etmemek gerekir.
Rusya ise Türkiye’yi bu tabloda bambaşka bir yere yerleştiriyor. Ara bulucu olarak yalnızca Belarus ve Türkiye’nin adını zikrediyor. Belarus zaten Rusya’ya neredeyse entegre bir devlet görünümünde. Ancak Türkiye’nin öne çıkarılması, Rusya’nın Avrupa’ya kapıyı kapattığının açık bir göstergesi. Moskova’nın Türkiye tercihi, Avrupa’ya “Bu denklem Türkiyesiz kurulamaz” mesajını veriyor.
Türkiye, mevcut konjonktüre ve realpolitiğin gereklerine uygun siyaset üretmeyi sürdürüyor. Rusya ile kurduğu doğrudan ilişkilerin Ankara’ya sağladığı önemli katkılar açıkça görülüyor. Aynı şekilde Rusya da Türkiye gibi bir ortağın varlığını kendi manevra alanını genişleten stratejik avantaj olarak değerlendiriyor.
Ukrayna meselesinde sürecin başından beri kışkırtıcı meydan siyasetiyle yol alınmasının sonuç vermeyeceğini defalarca yazdım. Rusya, Ukrayna’nın herhangi bir askerî blokun parçası olmasına kesinlikle karşı ve bu talebinden geri adım atmıyor. Sahada savaşın doğurduğu reel durumla birlikte artık bir inatlaşma evresi oluşmuş durumda. Savaş herkes için yıpratıcı bir hâl aldı; binlerce sivil hayatını kaybetti. Ancak Rusya’nın bu gerekçeyle geri adım atmasını beklemek gerçekçi değildir.
Zelenskiy bunu baştan doğru okuyamadı. Batı ittifakının ambargolar, mâlî destekler ve askerî mühimmatla kurduğu sürecin gerçekten Ukrayna’nın zaferiyle sonuçlanacağına inanıyor muydu? Ülkede insanların savaşa gitmek istememesi, parayla askerden muaf olma girişimleri… Bütün bunlar önceden hesaplanmış mıydı? Rusya mevcut duruma hızlıca uyum sağladı; toplum bu sürece adapte oldu. Tüm muhalif fikirlere rağmen, Rus toplumunun büyük bir kısmı hâlâ Putin’in Ukrayna konusunda istediğini almadan masaya oturmasını istemiyor. Savaşın ilk döneminde anlamlandırılamayan soruların yerini bugün “Putin haklı” düşüncesi aldı. Rusya açısından asıl başarı kanaatimce budur.
Putin, çok konuşmuyor; kısa, net cümleler kuruyor ve eylemlere odaklanıyor. Bir gün şöyle demişti:
“Ben net biliyorum, Rusya’nın çıkarları nedir... Onun için kimin ne söylemesi benim için önemli değil. Ben onları dinlemiyorum.”
Bugün geldiğimiz noktada ABD ile arka kapı temaslarının çoktan başlamış olduğunu görüyoruz. Rusya’nın revizyonist yapısı, yanlış gördüğünde hızlıca düzeltme eğilimini tetikliyor; hatasını beklemeden tashih ediyor. Bu, belki de en önemli stratejisi.
Uzun koşularda belirleyici olan başlangıçtaki hız değil, sona doğru gösterilen dayanıklılıktır. Rusya, bu yolu daha ilk günden seçti; zamana yayarak, rakiplerini yıpratarak ve kendi toplumunun moralini yüksek tutarak…
Trump’ın barış planına gelirsek…
Putin, Trump’ın sürecin kahramanı olma arzusuna uygun davranıyor ve ona “Patron sensin” hissini vererek güven sunuyor. Putin sonuç odaklıdır; nihai kazanıma bakar.
Zelenskiy, “Ukrayna’ya ihanet etmeyeceğim” diyor. Şüphesiz doğru ve yerinde bir beyan. Ancak şu soru da ortada duruyor: “Ukrayna’nın bugün bu duruma sürüklenmesine yol açan siyaset anlayışının ihanet tanımıyla gerçekten hiç mi ilgisi yok?” Bu, kritik bir sorudur.
Trump için öncelikler vardır; çünkü dünya değişiyor. Para el değiştiriyor; yeni küresel aktörler beliriyor. Bu nedenle kendi ülkesine sadakat, realpolitikten kopmadan ülkeyi doğru konumlandırmakla ilgili bir hâle geliyor.
Meydanın dili, büyük siyasetin taşlarını oynatmak içindir; siyaset bilimi bunu açıkça öğretir. Meydan dili, büyük siyaseti kurmak için bir araç değil, çoğu zaman onu dağıtmak için kullanılan bir yöntemdir. Tarih boyunca tüm köklü değişim süreçleri bize bunun örneklerini göstermiştir.
Şimdi Trump dayatıyor. Zelenskiy bu dayatmaya karşı koyabilecek mi? Şimdilik söylemsel düzeyde kolay görünse de zamanla bu alanın bile daralacağı açıktır.
Bu, “öğretilmiş çaresizlik” değildir; fakat "coğrafya kaderdir." Şartları doğru oluşturmak için başkasının değil, kendine ait siyaset anlayışına ihtiyaç vardır. Konjonktüre göre davranmak sizi küçültmez; aksine orta ve uzun vadede ayakta kalmanızı sağlar. Tabii bu yalnızca kendine özgü siyaset üretebilenler için geçerlidir.
Sonuç olarak, bu üçgende esas oyuncu kimdir? Oyunu kuran kimdir? Ve nihayetinde “Şah Mat” eden kim olacaktır?
Bu soruları doğru okumak ve doğru görmek tüm taraflar için hayati önemdedir.

