Güzelliği dillere destandı ama inci gibi dişleri olduğu için herkes ona, "İnci" derdi...
Gençlik yıllarımda lise öğrencisi iken derslerimize gelen bir emekli Albay vardı. Çok iyi bir asker olduğu kadar çok da iyi bir öğretmen ve hatta kasabamızda hatırı sayılır çok iyi bir insandı.
Yalnız bu iyilik timsali albayın yeri geldikçe hayıflandığı çok üzüldüğü bir de hatırası vardı. Bu hatıranın yaşandığı yıllarda biç daha on iki on üç yaşlarında bir çocuktuk...
İlçemize biz o yıllarda küçük olmasından dolayı olsa gerek köy derdik. Köyümüzde bir Kore Gazisi vardı... Çok iyi bir insandı, çok içine kapanık kimselerle görüşmeyen biriydi. Kore’de savaş yıllarının çilesi olduğu gibi yüzüne yansımış, güneşin yakıp kavurduğu çehresi normal suretine biraz daha hüzün ve keder eklemişti... Görenler onun bu çileli yüzünü çirkin olarak değerlendiriyordu. Hâliyle herkes evvelini ne bilsin çirkin olarak görüyor, çirkin olarak hissediyordu...
Siz sadece halk hikâyelerinde okuduğunuzu zannedersiniz Kerem ile Aslı hikâyelerini. Ya da ne bileyim Ferhat ile Şirin’i... Şimdi size bu Kore gazisi "Çirkin delikanlı"nın hikâyesini anlatayım da aşk insana neler yaparmış, aşkın gözü nasıl körmüş; aşk umutsuzluğu insanı nasıl hayatından bezdirirmiş varın anlayın...
Bu Kore gazisi onca insan dururken sen tut bu emekli albayın kızına sevdalan... Emekli albayın kızı ki aksine öyle güzel öyle güzel ki bir gören dönüp bir daha bakıyor... Dünyalar güzeli bu kızın inci gibi dişleri olduğu için herkes ona, "İnci" derdi...
Diyeceksiniz ki kendine bakmadan bu kıza âşık mı olunur? Gönül bu... Sultan Süleyman’ın dünyalara fermanı geçer de gönül fermanı geçmez, gönül ferman dinlemez dedikleri şey işte...
Bu sevda Kore gazisinin yüreğini bir kor gibi yakmakta... Ama kendinden o kadar ümitsiz ve kendine o kadar güvensiz ki bu aşkını kimselere anlatamaz... Hani dersiniz ki “Ya sen git bir iste. Vermezlerse onlar vermesin!”
Hayır bir kere olsun buna tevessül etmez, edemez... “Bu kızı bana vermezler” ön yargısı bir pranga gibi ayağını bağlar... İki büyük ana karanın birbirine kurduğu baskı bir noktaya gelip de sarsıntıyla depreme sebep olur ya. Bu umutsuz aşk Kore gazisinin yüreğini yaktıkça yakar. Bir tarafta aşk baskısı bir tarafta “vermezler” umutsuzluğu zavallı gazinin yaşama sevincini şiddetli bir deprem gibi sallar... Ve bu acıya çaresizliği ve umutsuzluğa dayanamaz hayatına son verir...
Emekli albay bu intihar haberini duyunca demiştir ki: “Çok üzüldüm ya... çok üzüldüm. İnsan bir şansını denemez mi? Gelip istemez mi? Belki de evet derdik...”
Rumuz: "Haşmet"

