“Akşam karanlığı, ay ışığı yok; her taraf zifirî karanlık. Cafer’le beraber yola koyulduk...”
Ferit ile Fevziye’nin aşkını anlatmaya devam ediyorum...
İki hafta sonra köylülerin bir kısmı hayvanların alıp 30 km uzaktaki yaylalara göçtüler. Fevziye’nin babasının çobanları, Cafer isminde 16 yaşlarında bizim bir akraba idi...
İki ay zaman geçti. Ağustos ayı ekin biçme mevsimiydi. Bizim tarlalarda ekin biçen yaklaşık on çalışanımız vardı. Ben de ata bindim, onlara öğle yemeğini götürdüm. Ameleler yemeklerini yedikten sonra atıma bindim köye doğru yola çıktım. Yolun yarısında Ferit abiyle karşılaştık. Bana hâl hatır sorduktan sonra üç gün izne gelen Cafer Abi ile beni konuşmak için akşam Hazal mevkiinde sürü yatağına çağırdı.
Akşam karanlığı çökmüş, ay ışığı yok; her taraf zifirî karanlık. Cafer’le beraber yola koyulduk. Gideceğimiz yer 4 km... Gece karanlık patika yollar boz göründüğü için fark ediliyordu. Hazal mevkiine yaklaştık. Çoban köpekleri havlamaya başladı. Ferit abiye bağırdık: “Abi biziz, köpekleri yanına çağır.”
Ferit Ağabey köpekleri çağırdı. Vardık selam verdik. Ferit Abi keçe kepeneğini serdi. Bize taze süt sağıp ikram etti. Kalaylı bakır tastan nöbetleşerek, Ferit ve Fevziye’nin aşkları gibi saf, temiz duru sütü afiyetle içtik...
Koyu bir sohbet başladı. Ferit Cafer’e Fevziye’yi sordu. O da ballandırarak anlattı.
Cafer susunca da Ferit Tekrar; “Cafer kardeş Fevziye sabah kaçta kalkar, ne giyer eşarbının rengi nasıl, neşesi yerinde mi?” gibi soruları sorup durdu. Şafak sökmek üzeriydi. Cafer müsaade isteyip ayrılırken Ferit abi “Dur Cafer, Fevziye’yi gören ve yeniden görecek olan gözlerinden öpeyim” dedi. Cafer’in gözlerinden öptü. Güzel hediyeler verdi ve "Bana yakışan onun için hayır dua etmektir" dedi.
Cafer oradan ayrılırken ben “Ferit Abi, Cafer ağzı laf yapan birisi. O anlattıkları çoğu da palavraydı deyince “Orhan, insanın sevdiğinden gelen asılsız haber bile bu kadar tatlıysa kim bilir hakikisi nasıl olur, hakikisine canımı bile verirdim” dedi...
Bu sözü beynime içime öyle bir oturdu ki hiç unutmadım hiç unutamadım...
Sonbaharda Ferit’in çobanlık süresi doldu, Fevziye’nin düğününü görmemek için köyü terk edip İstanbul’a gitti. Fevziye de hiç bilmediği ve tanımadığı bir yere gelin gitti. Bir daha da ikisi bir birilerini hiç görmediler...
Yazan Orhan Yavuz Ejder-Akhisar Manisa

