“Orhan biliyorsun babam beni başka ilçede hiç tanımadığım bir delikanlıyla nişanladı...”
Ferit ile Fevziye’nin aşkını anlatmaya devam ediyorum... Ferit’in babası ölmüş, yedi kardeşin en küçüğü. Asaleten iyi aile fakat maddi durumları çok sınırlı, fakir bir aileye mensup. Ferit o yıl köyün çobanlığını yapıyordu. Ferit de Fevziye’ye deliler gibi âşık, birkaç kez abisine Fevziye’yi kendisine istemesini söylemiş fakat Fevziye’nin ailesi hem zengin hem de kalabalık bir aşirete mensup. Kızlarını Ferit’e verme ihtimalinin olmadığını bilen abi, hiç ailesine konuyu açmaz. Kardeşi Ferit’e “git oğlum işine bak onlar kim biz kimiz, hiç kızlarını bize verirler mi, bu sevdada vazgeç” der. Ferit de bunun farkında amma ne yaparsın gönül ferman dinlemiyor işte. Çaresizlik fakirlik Ferit’in belini büker. Doluya koyar almaz, boşa kor dolmaz, biçare sevdanın acısını yüreğine gömer...
O gün öğlen vakti arkadaşlarla pınarın başına oturduk dağarcığımızda (dağarcık kuzu derisinde yapılan çanta gibi içindeki ekmeği hiç kurutmaz taze yumuşak tutar) tandır ekmeği koyun peyniri, inek tereyağlarını çıkardık. Sofraya dizdik. Su kıyısında kendiliğinde biten roka tere vb. denilen otlardan birer demet toplayıp gözenin suyuna daldırıp çıkardık, soframıza koyduk. Dört arkadaş iştahlı neşeli “bismillah” diyerek yemeğe başladık...
Köyün kızları da yakınımıza gelmişlerdi. Yemekten sonra Fevziye Abla beni yanına çağırdı. Fevziye Ablayla tenha bir yerde bir kayanın üzerinde oturduk. Bana “Orhan, sen bu sene kaçıncı sınıftasın?” dedi. Ben de 5. sınıfı bitirdik sayılır” dedim. Başımı okşadı. “Sen artık delikanlı olmuşsun maşallah” dedikten sonra “Orhan biliyorsun babam beni başka ilçede hiç tanımadığım bir delikanlıyla nişanladı. Biz bu günlerde ailece yaylaya gideceğiz. Eylül ayında köye döneriz. Bir hafta sonra da düğünüm olacak. Hiç bilmediğim tanımadığım bir yere gelin gideceğim ve görmediğim birisine eş olacağım; töre böyle. İnşallah bir gün bu töre de batar yok olur” der demez gözlerinden billur gibi yaşlar dökülmeye başladı.
Koynundan yuvarlak bir ayna çıkardı. Aynanın arka tarafında İstanbul Boğaz Köprüsünün resmi vardı. Köprü o yıllarda yeni yapılmıştı. Hediyelik eşyalarda kartpostallarda çok resmi vardı. Aynayı bana uzattı: “Bak Orhan sana bir sır vereceğim, sakın kimseye anlatma, yoksa olay çıkar; ağzını sıkı tutacağına dair bana söz ver, zaten ben sana güveniyorum.” DEVAMI YARIN

