“Mayıs sonları. Güneşli güzel bir gün. İnek vadisi denilen vadide hayvan otlatıyoruz...”
Bahar mevsimi gelince tabiat canlanır karlar erir, güneş âdeta nebatat ve canlılara gülümser anne şefkatiyle tabiatı okşar; hayat yeniden pürneşe olur. Ovanın tam ortasında başı karlı koca Süphan Dağı âdeta bölgenin beyaz sarıklı bilge kişisi gibi ovayı Murat Nehri'ni besleyen Heftreng ve Badişan nehirlerine selam veriyor. O nehirler Alpaslan Barajı'na gümbür gümbür coşarak akmakta. İleride Fırat olur Anadolu’ya Suriye’ye hayat verir. Daha sonra Dicle ve Fırat nehirleri bir araya gelerek Şattülarap Nehri olup o devasa nehir Basra Körfezi'ne dökülür...
Yıl 1973... Mayıs ayının sonları. Güneşli güzel bir gün. İnek vadisi denilen bir vadide hayvanlarımızı otlatıyoruz. Karşıda başı karlı Süphan Dağı. Ovanın vadinin envaiçeşit çiçekleri, yeşil örtüsüne bakar, bundan da büyük bir haz alırdık.
Benimle birlikte üç arkadaşım da var. Onlar da benim gibi hayvanlarına bakıyorlar. O yıl metrelerce kar yağmıştı. Yaklaşık 5 ay kimse köyünden kımıldayıp bir yere gitme imkânı olmamıştı. Evlerde elektrik yok, yollar kapanır, karlar eriyinceye kadar kapalı olurdu.
Bahar gelmiş her taraf zümrüt gibi yemyeşil. Dereler pınarlar gözeler gümbür gümbür. Sular akıyor kuşların ötüşü, koyun kuzu inek buzağı meleşmeleri, akan suyun sesi birbirine karışmış, âdeta tabii bir senfoni. Ne otomobil gürültüsü ne sigara izmariti ne de dere kıyılarında naylon poşet ve pet şişeler var. Hiçbirini göremezsin. Temiz, doğal, saf bir tabiat. Gökyüzü masmavi, her yer yemyeşil, güneş ışınları âdeta tabiatı okşuyor.
Köyün genç kızları bu güzel güneşli günde vadinin yamaçlarında yeni çıkmış çakşır (cağ) denilen yiyecek bitkiyi topluyorlar. Bu kızlar da 5 ay kar altında mahsur kalmış hiç dışarı çıkma imkânları olmamış. Bu uzun zamandan sonra özgür tabiata âdeta ceylan gibi koşturup zıplayıp pürneşe içinde çakşır topluyorlar. Çakşır çok şifalı bir bitki. Arada bir mâniler, âşık olanlar yanık yanık türküler, avazları çıktığı kadar haykırıp dururlardı.
Analarına babalarına açamadıkları gizli aşklarını bu yeşil dağlara bayırlara haykırıp içindeki birikmiş hasreti döküyorlardı.
Bu genç kızların içinde 19-20 yaşlarında bir de Fevziye Abla vardı. Uzun boylu güzel bir kızdı. O da gönlünü aynı köyde yaşayan Ferit’e kaptırmıştı. Ferit de yakışıklı bir delikanlı... DEVAMI YARIN

