Tam arkamızdaki masada oturan yaşlı bir kadın “Affedersiniz evladım” diye seslendi...
Zaman su gibi akıyor derler ya hani, çok doğruymuş. İnsan ellisine kadar hayalleri ile ellisinden sonra anıları ile yaşarmış. Biz 50 yaşını geçeli bir hayli oldu...
Aslında hatıralarımızı anlatırken, kim olduğumuz hatırlansın ya da neler yaşadığımız bilinsin diye bir derdimiz yok. Sadece başımızdan geçenlerin birilerine faydası olur, istifade edilir; belki de duaya sebep olur ümidiyle yazıyorum.
Üniversitede hoca olan sınıf arkadaşımı görmeyeli neredeyse çeyrek asırdan fazla olmuştu. Tesadüf bu ya, onunla ortak bir arkadaşımızın babasının cenazesinde, cami avlusunda karşılaşmıştık. Ayaküstü hâl hatırdan sonra ikimiz de özlediğimiz için olsa gerek, baş başa konuşmak istedik.
Aynı şehirde bulunduğum bir gün kendisini telefonla arayıp “öğle yemeğinde beraber olalım mı?” teklifi yaptım. Sağ olsun onca işinin arasında zaman ayırıp geldi ve eskiden bildiğimiz bir lokantada buluştuk.
Üst kattaki bir masada hem yemeğimizi yiyor hem de birbirimizden ayrı geçen bir ömürde neler yaptığımızı konuşuyorduk...
Bir ara ona, insanın yaratılışının özündeki gerçek sevgiye ve huzura kavuşabilmesinin, ancak Allah’a ve Resulüne imanla ve de iyi bir insanı tanımakla mümkün olacağını anlattım.
Tam arkamızdaki masada oturan yaşlı bir kadın bana “Affedersiniz evladım” diye seslendi. Ona doğru döndüm. “Bir şey soracağım. Siz öğretmen misiniz?” dedi. “Ben emekli mühendisim öğretmen olan o” diyerek arkadaşımı gösterdim. Kadın “konuşmalarınıza istemeden kulak misafiri oldum. Sevgiyi o kadar güzel anlattınız ki çok duygulandım. Herhâlde öğretmendir diye düşündüm” dedi.
Kendisine teşekkür ettim ve yüzüne biraz dikkatli bakınca hafızama inanmakta zorlansam da ilkokul öğretmenim olduğunu anladım. Hayretle hemen sordum. “Siz Gül öğretmen misiniz? “
“Evet, ama siz kimsiniz?” dedi. Kızıyla da aynı sınıfta okuduğumuzdan hatırlamasına yardımcı olmak için “Nuran ile beni siz okuttunuz. 408 numaralı öğrenciniz Ender’im” dedim. Sevinci gözlerindeki parıltıdan belli oluyordu. Birkaç dakika sonra telefon numaralarımızı paylaştık ve yanından ayrıldık.
Hesabı ödemeye gittiğimde kasadaki kişiye onu tarif edip “ondan hesap almayın” diye tembih ettim ve hesabını ödedim.
Birkaç gün sonra yine aynı arkadaşımla alışveriş merkezinde aradığımız şeyi bulmak için, bayağı uzun bir süre dolaşmaktan yorgun düşmüş hem de acıkmıştık… DEVAMI YARIN

