Durumu hallice olanlar keçeli “Angara Lastiği” tabir edilen astarlı lastik ayakkabı giyerdi...
İlkokuldan 1972-1973 eğitim öğretim yılında mezun olmuştum. O zamanın İlkokul mezuniyet şartlarını 50 yaş altı olanlar bilmez. İlkokul diplomasını hak etmek için Türkçe, Matematik, Fen, Sosyal Bilgiler... gibi ana derslerden yıl sonu yazılı sınavına girer başarılı olursanız o zaman diplomayı hak ederdiniz.
Eğitim sisteminde şimdiki neslin çok yabancı olduğu bir durum daha vardı. Sınıf tekrarı. Yani diğer ismiyle sınıfta kalmak. Peki gerçekte sınıfta kalmak olur muydu? Olmaz olur mu? Hatırı sayılır sayıda öğrenci ilkokulda sınıfta kalırdı.
1973 yılında ortaokula başlayınca köyden ilçeye gitmiştim. İlkokulda lastik ve naylon ayakkabı giyerdik. Durumu hallice olanlar keçeli “Angara Lastiği” tabir edilen astarlı lastik ayakkabı giyerdi. Hayli lükstü bizler için...
Ortaokula başladığım yıl ise daha süper bir ayakkabıya kavuşmuştum... Bana iskarpin alınmıştı...
Kösele taban aşınmasın diye, biraz da moda icabı olsa gerek taban ve burun kısmına özel ayakkabı demiri çakıldı. Bu demirlerin kaldırımda yürürken çıkarttığı tak tuk sesleri çok hoşuma gidiyordu.
Kızılırmak’tan sulama amacıyla bölünüp Osmancık'ın içinden geçirilen kanalların üzerine ahşaptan köprüler inşa edilmişti. Yolu uzatmak pahasına iki tahta köprüden geçerek eve gidiyordum.
Ayakkabının demiri ile ahşabın buluşmasından çıkan ses bana en ahenkli müzikten daha ahenkli geliyordu. Eve döndüğüm bir gün derslerden birinden iyi not almanın da verdiği neşeyle köprüden geçme keyfi bana kâfi gelmemiş olmalı; köprüyü geçtim, geri dönüp tekrar yürüdüm.
“Tak tak tak...”
Ne kadar tekrar ettiysem dikkat çekmişim... Orada bulunan şişman lokantacının kalın pürüzlü sesiyle irkildim.
O yana döndüm. Lokantacı bir yandan sandalyeleri düzeltirken bir yandan da;
“Köprüde bir şey mi kaybettin yeğenim? Gittin geldin, gittin geldin, pek telaşlısın” dedi.
Suçüstü yakalanmış gibi ne kadar utandım anlatamam. Bu utançla birkaç ay o yolu kullanmamıştım...
Rumuz: "Yaşadıklarımdan"

