“Gerçekten günümüz insanı bir aksilikte ne çabuk sinirlenip ne çabuk strese giriyor!”
Artvin’de görev yaparken (bundan otuz yıl önce) yol kenarında alt katı taştan, üst katı da kestane ağacından yapılmış bir ev vardı. Gençler de bu evin kenarından geçerken mutlaka bu evin eski sahibinden bahsederler, hikâyesini anlatırlardı. Ben de hiç duymamışım gibi dinlerdim. Bu evin sahibi olan kişiyi merak edip ev sahibinin babasına sordum. Çünkü bu amca bu kişiyi çok iyi tanıyordu. Anlatmaya başladı:
-Oğul bizler Rize'den, kan davasından dolayı, Osmanlı İmparatorluğu zamanında buralara göç ettirildik. Buralar dağlık, bataklık idi. Kağnı arabasıyla günlerce yol aldık. Bu eski evin sahibi de babamın arkadaşıydı. Yol boyunca zorda darda kalanların imdadına yetişirdi. En az iki metre boyundaydı. Buralara yerleştikten sonra babam demirci oldu, bu adam da buradan yaya olarak Batum'a mısır götürür tuz ile değiştirip gelirdi. Hiçbir şeyden korkmazdı. Dev gibi bir adamdı. Ben delikanlıyım, bir gün bu adamın salası verildi. Bütün köylüler toplandık. Usulüne uygun bu adamı defnettik. Sabah uyandık ki bu adamın bacasından duman çıkıyor. Komşularla toplandık gittik. Bir de ne görelim, bizim köylü de bu ocak başında oturup ısınmıyor mu? Gündüz olduğu için "hortlak" da olamaz dedik. Bizi görünce:
-Ula uşaklar beni gevşek gömmüşsünüz. Ben de mezardan çıkıp geldim. Demek ki yiyecek ekmeğimiz içecek suyumuz varmış, dedi.
Bu adam meğer bayılmış. Mezarda tekrar ayılmış ama mezardayım diye de moralini bozmamış. Strese sıkıntıya mağlup olmamış. Kefenden çıkıp hava alacak kadar bir tahtayı yerinden sökmüş. Nefes alıp rahatlayınca da sakin sakin dışarıya çıkacak kadar yer açmış. Mezar zaten evinin bahçesinde olduğu için kapıyı açıp içeri girmiş.
Bu adam kendine uygun bir eş bulamadığı için hiç evlenmemiş...
Bu olaydan sonra yirmi yıl daha yaşadı. İlk alınan kefenini muhafaza etti ve ikinci defa vefatında gençlerle sabaha kadar mezarı bekledik. Olur ya bir ses gelirse yardım ederiz diye...
Günümüzde insanoğlu çabuk kızıyor, çabuk parlıyor. İntihar olayları neredeyse Batı ülkelerine yaklaştı. Problemlerimizi de mutluluklarımızı da paylaşmayı unutmamalıyız. Dertler paylaştıkça azalır, mutluluklar paylaştıkça çoğalır...
Ramazan Günhan-Bursa

