Kapıdan girince kasadaki görevliye “patronunuzla görüşmek istiyorum” dedim.
Çocukluğumun fakir ama asil yıllarını anlatmaya devam ediyorum... Ailelerimiz bize yalan söylememeyi, kimseyi kandırmamayı, kimseden bir şey istememeyi ve borç almamayı tembih ederlerdi. Olur da ödünç alırsak mutlaka geri vermeyi, borcumuzu ise çok geçmeden, hemen ödemeyi öğretmişlerdi.
İşte kardeşten öte sınıf arkadaşım Hasan'la okul çıkışı çay bahçesinde birer çay içip dertleşmiştik.
Sonrasında birlikte onların evine ders çalışmaya gidecektik.
Masadan kalkarken “sende para var mı?” diye sordum. O “yok” dediğinde “bende de yok. Sende var sandım. Ne yapacağız şimdi” diye sordum... “Mecburen kaçacağız” dedi!..
Utancımızdan hesabı ödemeden uzaklaştık oradan âdeta kaçmıştık!..
Okul hayatı bitip, namaz kılmaya başladığımda kul hakkının önemini gazetemiz Türkiye’deki Bizim Sayfa’dan ve İslam Ahlâkı kitabından okuyup öğrenince, çok korkmuştum. Acaba kimlerin bana hakkı geçmiştir diye düşününce, endişelenmiştim. Hatırlayabildiklerimi not alıp helalleşmek için yazdığım kâğıttaki kişilerle tek tek helalleşmeye karar verdim...
Önce işte o çay bahçesine gittim. Kapıdan girince kasadaki görevliye “patronunuzla görüşmek istiyorum” dedim. Hassasiyeti olmayan bir adam “ne istiyorsun?” dedi. Ona “Patronuna haber ver, müsaitse seni görmeye ve helalleşmeye birisi gelmiş diye söyle” dedim. İçerideki çay ocağına gitti ve kısa sürede geri döndü. “İçeri gir, seni bekliyor” dedi.
Yanına gidip, selam verdim. Orta yaşlarda, heybetli, babacan bir adamdı. Ona “üniversitede öğrenciyken arkadaşımla burada iki çay içmiştik. Paramız olmadığı için utanıp ödemeden kaçtık” dedim. “Şimdi çayların parasını fazlasıyla ödemeye geldim” dediğimde, “otur evlat şuraya” diye bana yer gösterdi. Ocakçıya da “bize iki çay yap” dedi. Sonra bana dönüp “Bak sana bir hatıramı anlatayım" diyerek söze başladı.
“Askerdim, her hafta sonu dışarıya çıktığımızda sigara satın aldığım bir büfe vardı. Her ay köyden babamdan para gelir onu harcardım. Bir ay param gelmemişti. Yine o büfeye sigara almak için gittim, ama bu sefer param yoktu. Durumu anlattım. Param gelince ödemek üzere sigara istedim. Her zamanki gibi sigaralarını verdi. Elini para kasasına soktu ve bir tomar parayı hiç saymadan “aç avucunu” diyerek bana verdi. Şaşırmıştım!.. DEVAMI YARIN

