“Aslında bunun mesuliyetten öte bir kahramanlık olduğunu, baba olunca anlayanlardanım.”
Bizler meşhur 64 model Chevrolet arabalarının yollarda olduğu, fakirliğin dibini yaşayan eskiler ile modern çağın yeniliklerini, yokluğun mahrumiyeti ile çaresiz seyreden, ikisi arasında sıkışıp kalan o neslin çocuklarıyız.
Fakirliğin biraz noksanlık, biraz eziklik, biraz da utanılacak bir hayat olduğunu düşündüğüm üniversite yıllarımda, sınıf arkadaşlarımla zaman zaman ders çalışabileceğim, sadece kardeşimle bize ait bir odamız, iyi bir evimiz olsun hayalim vardı.
Evimiz derme çatma bir mutfaktan, banyo için ayrılmış, girişi naylondan perde ile kapatılmış dar bir boşluk ile akşamları misafirlerin ağırlandığı, geceleri ise kardeşimle beraber iki ayrı divanda yattığımız oturma odasından ve oradan içeriye girilen, annemle babamın yatak odasından ibaretti. Bazen bahçesi kendisinden büyük, iki odalı bu küçük evlerde yaşarken, zaman zaman fakirliğimize üzülürdüm.
Aslında o zamanlarda sadece biz değil mahallenin neredeyse tamamı fakir bir hayat sürüyordu.
Babamın hayatı boyunca her ay ev kirasını ödeme zorluğunu, geçinmek için ve bizler için yaptığı fedakârlığını anlamadığım zamanlardı. Aslında bunun mesuliyetten öte bir kahramanlık olduğunu, baba olunca anlayanlardanım.
Yokluk yıllarımızın sohbetlerde hatırlanacağı o günlerde babam, gündüzleri memur olarak üniversitede, çoğu zaman akşamları da evimizde, getirdiği tez yazılarını, emanet bir daktilo ile ücret karşılığı yazarak çok çalışır, bazen de geçim derdine çare kuru incir satardı.
Öğrenciliğimizde çoğunlukla cebimizde paramız olmazdı. Harçlıklarımız okul harcamalarımıza bile zor yeterdi. O yüzden yaz tatillerinde çalışır, hiç olmazsa ailemize maddi bir yük olmamak için biraz para biriktirip ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılarız diye düşünürdük.
Okul çıkışlarında yaptığımız en pahalı(!) masrafımız, ayda yılda bir derler ya, hani, bir pastaneye ya da çay bahçesine ya da zaman zaman bir sinemaya gitmekti. Parasız zamanlarımızda, ki çoğu zaman zaten cebimizde paramız olmazdı, parkın havuzuna bakan banklarına oturup arkadaşlarımızla sohbet etmek zenginliğimizdi.
Hiç unutmuyorum, kardeşten öte derler ya, sınıf arkadaşım Hasan ile okul çıkışında yine çay bahçesine gittiğimiz bir gündü... DEVAMI YARIN

